BURDUR MÜFTÜLÜĞÜ

D.İ.B Teşkilat Yasası Meclis Tutanakları


             T.B.M.M de görüşülüp yasalaşan Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasasının meclis görüşmelerini kaçıranlar için meclis tutanakları.nı yayınlıyoruz. T.B.M.M de görüşülüp yasalaşan Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasasının meclis görüşmelerini, verilen teklif ve reddedilen önergeler,  kaçıranlar için meclis tutanakları yayınlıyoruz. Tunanaklar hazırlanmaktadır. Kısa se sunulacaktır


Genel Kurul Tutanağı
23. Dönem 4. Yasama Yılı
124. Birleşim 25/Haziran/2010 Cuma



















































CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanun Tasarısı'na ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sözlerimin başlangıcında sizi saygıyla selamlıyorum.


Son derece önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı cumhuriyetin ilk kurumlarından birisidir, hatta cumhuriyet öncesine kadar götürebileceğimiz bir kurumdur. Daha 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğu zaman Şeriye ve Evkaf Vekâleti adı altında örgütlenen bir kurumdur. Cumhuriyetin ilanından sonra da, 1924 yılında o zamanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3 Mart 1924 tarihli oturumunda kabul edilen üç kanundan birisi Diyanet İşleri Reisliği Teşkilat Kanunu'dur. Diğer iki kanun ise Tevhidi Tedrisat Kanunu, yani Türkçesiyle "Eğitim Birliği Kanunu" ve Hilafetin Kaldırılmasına Dair Kanun'dur. 3 Mart 1924 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi oturumunun üç önemli kanunundan birisi Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu'dur.


Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı bir cumhuriyet projesidir. Bu kurumun kurulmasında öncü olan Atatürk'ün bu konuda söylediği cümleler gerçekten bugün için bile çok önemlidir; bize, geleceğe yön verecek, bizi aydınlatacak niteliktedir. "Türk milleti dindardır, Türk milleti bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır. Hakikate nasıl inanıyorsam, dinime de öyle inanıyorum." diyen Atatürk bidat ve hurafelerden arınmış bir dindarlığın Türk toplumu için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. İşte, bugün Teşkilat Kanunu'nu görüştüğümüz Diyanet İşleri Başkanlığı böylesi bir anlayışla, böylesi bir vizyonla, ta cumhuriyetin ilk yıllarında şekillendirilmiştir.


Bugün görüştüğümüz tasarı, 1965 yılında kabul edilmiş olan ve önemli hükümleri itibarıyla hâlen yürürlükte olan 633 sayılı Kanun'da değişiklik düzenlemektedir. 633 sayılı Kanun'un 1970'li yıllarda


42







nedir? Devleti ve otoriteyi bireyin özgülüğü karşısında oldukça sınırlayan bir yaklaşımdır. Buradan özgürlük doğar. Aynı özgürlüğü 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nin 1'inci maddesinde görüyoruz. Bakın, bildiri şunu diyor: "İnsanlar haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar ve yaşarlar." Madde 4, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nden okuyorum: "Özgürlük başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir." Ne diyordu İslamiyet? "Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur." Dinimizin bir diğer kuralı nedir? "Emaneti ehline verin." Evet, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi Madde 6: "Tüm yurttaşlar yasa önünde eşit olduklarından herkes bilgisine ve yeteneğine göre bir yere gelir." Devleti yönetmek demek devletin yöneten insanların o işin ehli olması demektir. Eğer biz bunu sağlayamıyor isek şeklen demokrasinin birtakım formalitelerini yerine getirip, seçimler yapmamız, oradan bir yönetim oluşturmamız bir anlam ifade etmiyor. İslamiyet'te devlet, adaleti dağıtma yeridir. Siyaset adaletin dağıtılması yeridir, adaletin sağlanması yeridir. Yöneticiler, emanetin, yani yöneticilik görevinin kendisine verildiği kişiler bunu sağlamakla yükümlüdür. O nedenle, bir emanet görev olarak görülür bunlar, emanettir bunlar. Kimse, hiçbir kamu yöneticisi bunu kendi şahsi ve ailesinin çıkarları için kullanamaz. Bunlar çok önemli kavramlardır.


Şimdi, bunları şunun için söylüyorum: Kamu yönetiminde söz sahibi olanlar acaba bu kurallardan ne kadar haberli demeyelim de bu kuralları ne kadar içselleştirmişlerdir? İslam'ın ritüellerini her gün yaparken, gösterişli yerlerde namazlar kılınırken… İbadet, aslında öyle gösterilerek de yapılmaz, dinimizde bu yoktur. Ama bugün, devleti temsil noktasında, devleti yönetme noktasında olan yöneticilerimiz bunları göstere göstere yapıyorlar. Bu doğru değil. Yok dinimizde böyle bir şey. Bu, kulla Allah arasındadır. Kamu, siyaset, nema dağıtma yeri değildir, adalet dağıtmanın yeridir.


ASIM AYKAN (Trabzon) - Namazı gizli mi kılacağız Akif Bey?


MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Hayır, öyle bir şey söylemiyorum. Öyle bir şey söylemiyorum. Söylediklerimi gayet iyi anlıyorsunuz da bir Cumhuriyet Halk Partiliden belki bunları beklemediğiniz için tepki gösteriyorsunuz.


ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Namaz hariç hepsini çok güzel konuşuyorsun.


MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, izin verirseniz devam edeyim. İnandığım şeyleri söylüyorum. Bu, politika yapılacak veya popülizme vurulacak bir alan değil. Bu konuları başka bir yere de taşıma niyetinde değilim, kesinlikle.


Değerli arkadaşlar, bakın emanet, ehliyet, meşveret, yani müşavere etmek, danışmak, bunlar hep İslam'ın sosyopolitik değerleridir. Danışarak, kararları danışarak almak. Bugün demokrasimiz bu noktada mıdır diye bakarsak, maalesef demokrasimizde bunu göremiyoruz. Danışmak, konsensüs demektir. Danışmak, bütün toplumu karar sürecine katmak demektir. Bunlar var mı? Bunları maalesef göremiyoruz.


Değerli arkadaşlar, bunları keşke bütün hayatımıza uygulayabilsek. Bütün insanlar, bütün toplum bunu hayatına uygulasa ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda rehber olsa. Evet "İslam'ın özü ahlaktır." dedik. "Kardeşliktir." dedik. Paylaşmak demektir. Yönetime ceketiyle gelip, ceketiyle gitmek demektir; budur.


Peygamberimiz vefat ederken Hazreti Ayşe'yi çağırır, seslenir. "7 dirhemimiz vardı; ne oldu?" der. "Duruyor" der. "Onu derhâl fakirlere infak edelim." dağıtalım, verelim der yani. "Rabbimin huzuruna bir mülkiyetle çıkmaktan hayâ ederim." Mülkiyeti kınamıyorum, böyle bir şey söylemiyorum ama bir güzel, temiz din anlayışını vurgulamak istiyorum. Bunları son derece önemsiyorum.


Demek ki yapılması gereken, Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumu din konusunda daha iyi aydınlatacaktır, aydınlatmalıdır. Ahlaklı insanı yaratacaktır. İnsanı en mükemmel ahlaki değerlere ulaştıracaktır. Ahlaksızlık anlamında bir vurgu yapmak istemiyorum, herkesin bir ahlakı vardır tabii ki, ama bunu mükemmele ulaştırmak. İnsanda var olan, esasen her insanda var olan o değeri alıp, onu işleyip, mükemmele ulaştırmaktır. Eğer bunu yapabilsek, zaten birçok sorunu kendiliğinden aşarız.


Değerli arkadaşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu'nu değerlendirirken "Otuz bir yıllık beklentilerin karşılanıp karşılanmadığı değerlendirmek gerekir." dedim. Otuz bir yıllık süre içerisinde toplum hayatında meydana gelen değişikliklerin bu tasarıyla karşılanıp karşılanmadığını değerlendirmek gerekir.


Bu çerçevede baktığımızda tasarının bazı konularda eksiklikleri olduğunu görüyoruz. Evet, çok güzel düzenlemeler var, çok katkı verdiğimiz güzel düzenlemeler var. Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulunun yeniden yapılanması, Din İşleri Yüksek Kurulunun yeniden yapılanması, yetkilerle donatılması bu birimlerin, Din İşleri Genel Müdürlüğünün İslami yorum çevreleriyle ilgili araştırma yapacak olması, bunların hepsini son derece olumlu buluyorum, hepsi güzel düzenlemeler ama Hükûmetin, özellikle de Diyanetten sorumlu Sayın Bakanın "açılım" adı altında Alevi vatandaşlarımıza yönelik olarak yapmış olduğu çalışmaların, kamuoyuna yansıyan çalışmaların bu tasarıda herhangi bir izini görebilmiş değiliz. Belki bunlar bir yasa konusu bile değildir, bu bir uygulama meselesidir aslında. 633 sayılı Kanun bile "İslam dininin inançları" diyerek esasen Diyanet İşleri Başkanlığına bu konuda bir manevra alanı, bir geniş hareket alanı sağlamış durumda. Şimdi, bu tasarıyla İslam'ın çeşitli yorum çevreleriyle ilgili araştırma yapma konusunda Din İşleri Genel Müdürlüğüne verilen görev de Diyanet İşleri Başkanlığına bunu veriyor. Bu da iyi bir


44







açılım ama bu açılım nerede? Alevi vatandaşlarımız bu toplumun önemli bir kesimi, önemli bir kitlesi, beklentileri var, Hükûmet beklentiye itmiştir. Hükûmet doğru bir yerden hareket etmiştir ama sonuçları burada yoktur. Sayın Bakana bunu sorduğumuzda "Bin dört yüz yıllık bir mesele, biraz daha bekleyebilir." diyor. Evet ama zaman şimdi Sayın Bakan. Tasarı burada, önümüzde, istersek burada şekillenebilir veya şunu da diyebilirsiniz: "Bu bir uygulama meselesidir." Katılırım, yasal düzenlemenin daha ötesinde bir uygulama meselesidir, buraya mutlaka birtakım maddeleri yazmak gerekmiyor. 633 sayılı Kanun'un 1'inci maddesi bu açılımı yapabilecek olanağı Sayın Bakana veriyor. İsterim ki Sayın Bakan gelip açıklasın: "Biz şunları yapacağız. Alevi vatandaşlarımızın beklentileri şunlardır. Biz bunları yapmak istiyoruz." Diğer inanç gruplarınız var, diğer mezheplerimiz var bunların hepsinin beklentisini karşılamak gerekir. Eğer bu beklentiyi karşılamazsak bu vatandaşlarımızı yine küstürmüş oluruz; bu doğru değil. Gelin, burada bunu yapalım, en azından Sayın Bakan bu konuda programını bize sunsun. Bunu son derece önemsiyorum.


İkinci konu, otuz bir yıllık beklenti bağlamında ifade edeceğim ikinci konu: Tasarı özlük hakları yönünden de önemli düzenlemeler yapıyor. Prensip olarak bunları olumlu buluyoruz.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


Buyurunuz.


MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Müftülerimizin, imamlarımızın, vaizlerimizin diğer kamu personeliyle arasındaki farkları, eşitsizlikleri kesinlikle gidermek gerekir. Bakın, Cumhuriyetin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi devletin belki iki numaralı plakasını taşıyan kişiydi, araçta. Son derece önemli bir kişiydi. Bu kadar önemlidir. Millî mücadelede çok büyük de görevleri olmuştur. Çok önemli. Bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı personeline yapılanları herhangi bir şekilde bir olumsuz değerlendirme konusu yapmak doğru değildir. Yüzde 45'e varan oranda artışlar vardır. Özellikle merkezdeki yönetici personelde ama taşradaki müftülerimizde, diğer din adamlarımızda bu oranda artışlar var mıdır dersek, bu yok, bunu gidermeliyiz. Emaneti ehline verin demek budur, yöneticilik budur. "Karşıma kul hakkıyla gelme" der dinimiz. Evet kul hakkını demek ki korumamız lazım. Taşradaki personelin…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.


Buyurunuz.


MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Teşekkür ederim.


…haklarını korumak gerekir.


Din hizmetleri sınıfının dışındaki personel, aşağı yukarı 100 bin kişilik Diyanet Teşkilatının yaklaşık 6 bini bu gruptadır. Israrlarımız üzerine, özellikle Cumhuriyet Halk Partisinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki ısrarları üzerine 135 TL'lik bir artış yapıldı bu personelin maaşlarında, yüzde 10 ama bir anda yüzde 45'e varan artışlar, bir yanda yüzde 10'larda kalan artışlar. Yani, merkez ve taşradaki din personelinin, müftüler ve diğer merkezdeki genel müdürler gibi olarak örneklersek aralarında maaş artışı konusunda uçurum olduğu gibi, din hizmetleri sınıfının dışındaki diğer personel ile din hizmetleri personeli arasında da uçurumlar var, bunu gidermek gerekir.


Adalet bunu gerektirir. Diyanet İşleri Başkanlığından sorumlu Sayın Bakanın bu konuda diğer bakanlardan çok daha fazla hassas olması gerekir.


Sanıyorum sürem bitti. Söyleyeceğim daha çok şey var ama bölümler ve önergeler üzerinde ben ve arkadaşlarım tasarıyı daha iyiye ulaştırmak için olumlu katkılarımızı vereceğiz. Bu tasarıyı eksikliklerine karşın desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.


Sözlerimi bitirirken hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.


Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş. (BDP sıralarından alkışlar)


Buyurunuz Sayın Karabaş.


BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli milletvekilleri, bugün Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'da değişiklik üzerine tartışıyoruz ama Diyaneti tartışmadan önce, din, din ile devlet ilişkileri, geçmişte bunun nasıl yürütüldüğü ve bugün dünyada devletin din ile ilişkisi, dinde devletin yerinin ne olduğuyla ilgili bir değerlendirme yapmamız gerekiyor. Tabii, din, toplumlar için insanlığın doğuşundan bu yana toplumun en önemli değerlerinden biri. Tarihin birçok döneminde toplumun hukuku, işleyişi, devlet yapıları dinî kurallara göre belirlenmiş, dinî esaslara göre devlet yapılanmış, belli dönemler arasında ciddi dinler arası savaşlar, inançlar arası savaşlar yaşanmış, bir devlette veya bir toplumda, o toplumun idari yapısında etkin olan din hangisiyse, diğer dinler, inançlar dışlanıp bu temelde düzenleme yapılmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kuruluşundan sonra din işleri bir dönem bir


45







bakanlık kurularak bakanlık bünyesinde yürütülmüş, 1924'ten itibaren de Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.


Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasına bir bakmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti 1924'te hem Anayasası'nda hem de işleyişinde laik devlet esası üzerine, laiklik üzerine kurulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı cumhuriyetin ilk dönemlerinde etnik, kültürel, diğer tüm bireyleri ve toplulukları ilgilendiren konularda olduğu gibi, dinde de, dini devletin denetimi ve gözetimi altına alan bir kurumdu. Bugün çağdaş dünyaya baktığımız zaman; Avrupa'ya, Amerika'ya veya birçok gelişmiş ülkeye, laik, demokratik olan ülkelere baktığımız zaman devletin idari yapısı içinde Diyanet benzeri bir kurum yoktur. Diyanetin kurulmasının nedeni, insanların inançlarına, toplumun inançlarına, bu inançlar doğrultusunda, toplum içindeki değişik kesimlerin, toplulukların inançları doğrultusunda, inançlarıyla ilgili karar verme, inançlarını gerçekleştirme ve nasıl, nerede gerçekleştireceklerine, bunu nasıl yapacaklarına karar verme, güvenmeme anlamındadır. Devlet, 1924'le birlikte Diyanet İşleri Başkanlığıyla inanç kesimlerini ve inancı denetim altına almıştır ve süreç içinde de bu kurum sadece Sünni İslam'ı örgütleyen, o temelde yapılanan bir kurum hâline gelmiştir. Şimdi Türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, özellikle 1960'dan sonra en çok tartışılan konu laiklik konusudur. En çok tartışılan ve öne çıkan konu din ile devlet ilişkileri, dinin devlet ilişkilerinde kendi özgürlüğünü yaşayan devletin hiçbir şekilde dini ve belli dinî kesimleri öne almayan belli bir inanç grubuna veya belli bir dine mesafeli olan bir yapı anlıyoruz. Ama Türkiye'de maalesef öyle olmamış. 1960 Darbesini gerçekleştirenler işte, laiklik elden gidiyor söylemi de var, diğer birçok şeyin içinde en önemli öne çıkan laiklik söyleminin elden gittiğidir ve 1961 Anayasası'yla ve sonradan da 1982 Anayasası'yla Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir kurum hâline de getirilmiştir. Şimdi dinin ne olduğu, İslam'ın ne olduğu, İslam'ın mezhepleri, diğer inanç grupları. Bunların inançlarını yerine getirme konusunda devlet her zaman belirleyici olmuştur ve yönlendirici olmuştur. Bugün toplumda tartışılan Alevilik sorunu, mezhep sorunları, İslam'ın dışındaki diğer dinler Hristiyanlık'tır, Yahudilik'tir bunların yaşamı ve kendilerini ifadesi her zaman sorun olmuştur. Birincisi Lozan Antlaşmasından sonra getirilen kurallarla gayrimüslimler yani Hristiyanlar ve Yahudiler kendi inançlarını, inançlarını nasıl yaşayacaklarını, kiliselerini, sinagoglarını nasıl yöneteceklerini, kimlerin bu konuda kendilerine öncülük edeceğini kendileri belirlemiştir. Bu çağdaş bir yapıdır, doğrudur ama 1925'te tekke, zaviye ve dergâhların yasaklanmasından sonra bunu belirlemek tümüyle devletin işi olmuştur. Devlet, insanlar dinini nasıl yaşayacak, İslam nedir, dinî kurallar nasıl belirlenecek, şeriat kuralları nedir, ritüeller nasıl yapılır veya hem ibadet yapmada, imamlıkta hem de bu ibadetlerin biçiminde öncülük yapanlar, dinî öncüler bu faaliyetlerini nasıl yürütecek, neleri dile getirecek ve kimler olacak, hep devlet tarafından belirlenmiş.


Bugün Avrupa'ya bakalım. Bir taraftan laikliği aldığımız bir dünya, diğer taraftan bugün Avrupa Birliğine giriyorken birçok çıkardığımız yasayı, kanunu Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde çıkarıyoruz.


Bugün, değerli milletvekilleri, Avrupa'nın hangi ülkesinde, hangi devlet -Avrupa devleti- insanların inançlarını, düşüncelerini, dini belirliyor? O inancın nasıl yerine getirileceğini, o inancın nerelerde yerine getirileceğini, o inanç gruplarının kendi inançlarına nasıl baktığını hangi devlet belirliyor?


İnanç, insanların bireysel veya toplumsal olarak bir diğerinin yaşam alanına, bir diğerinin inancına ve düşüncesine müdahale etmediği sürece, başta devlet olmak üzere hiç kimsenin karışma hakkının ve haddinin olmadığı bir alandır ama Türkiye'de dini nasıl yaşayacağınız, dinin nasıl yürütüleceği, bu konuda kadroların nasıl belirleneceği tümüyle devlet tarafından denetlenir. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin bir kurumudur, Diyanet İşleri Bakanlığından merkezî kadrolara, en alttaki kadrolara kadar hem görev yaptığı alanda hem de bu dinî görevlerini ve bununla ilgili faaliyetlerini yürütürken devletin bir memuru statüsünde gerçekleştiriyorlar.


Şimdi, hepiniz 12 Eylül döneminden sonra, hele özellikle bölgede o şiddet, çatışma dönemlerinin yoğunlaştığı dönemlerde ve tabii yeri geldiği zaman, tüm Türkiye'de hutbelerin nasıl hazırlandığını ve okutulduğunu bilirsiniz. Dünyanın hiçbir yerinde merkezî olarak hazırlanmış ve tüm Türkiye'ye en küçük birime kadar fakslanmış hutbelerin okutulduğunu bilmeyen bir milletvekili var mı?


Peki, biz bu şekilde bir Diyanet, bu şekilde bir örgütlenme, dini bu şekilde denetim altına alma olduğu sürece nasıl Türkiye'ye laik devlet diyeceğiz? Diğer taraftan, biz herkesin dinî inancına ve o dinî inancını istediği gibi kullanmaya açığız diyeceğiz? Hutbeyi hemen hemen herkes bilir. Dinî ibadet yapma konusunda sürekli bu faaliyetlerini aralıksız yapanlar da bunu yapmayanlar da Türkiye'nin koşullarında mutlaka ya bir cuma veya bir bayram hutbesi dinlemişlerdir.


Hutbe, İslam'da, hem dinî anlamda insanların, toplumun ihtiyaçlarını ve beklentilerini hem ahlaki anlamda topluma verilmesi gerekenleri hem de o hutbenin verildiği yerde, birimde insanların sosyal, toplumsal, ekonomik, kültürel her türlü ihtiyaçlarının tartışıldığı, konuşulduğu ve bu konuda yetkin kişiler tarafından verildiği bir ritüeldir. Peki, yıllarca Türkiye'de, Ankara'da hazırlanıp, fakslanıp, hatta her camide, Hakkâri'den tutun Edirne'ye, Trabzon'dan tutun Akdeniz'e, Mersin'e kadar


46







her camide de bunun ne derece gerçekleştirildiği, ne derece yerine getirildiğinin denetlendiğini hepimiz bilmiyor muyuz?


Peki o zaman, dini insanların özgürce inandığı, bir diğerinin inancına ve bir diğerinin ibadetine ve yaşamına, özgürlük alanına müdahale etmediği sürece istediği gibi yaşadığı bir inanç biçimi olarak bizler nasıl anlatacağız? Bunu anlattığımız zaman bu kürsülerden ve yetkili ağızlardan, ne kadar inandırıcı olacağız, ne kadar samimi görüneceğiz?


Elbette, Türkiye'de 1924 yılında Diyanet İşlerinin kurulması ve dinin tüm yönleriyle devletin denetimine alınması gerçekten yanlıştı, keşke gerçekleşmeseydi. İnsanlar Avrupa'da ve dünyanın çağdaşlaşmış, gelişmiş her yerinde, inançlara, farklılıklara ve dine saygısı olan ülkelerde olduğu gibi, herkesin dinî inancını özgürce yapabildiği ve onu denetleyebildiği bir alan olsaydı. Şu anda birçok zaman tartışılıyor, bazı kesimler dile getiriyor "Diyanetin kaldırılması gerekir." şeklinde. Birçok zaman da, bazı kesimler belki dinin dünyada bugün nasıl uygulandığını bilmediği için, bazı kesimler de siyaseten onu kullanmaya çalışıyor. Diyanetin kaldırılmasını istemek dine karşı bir faaliyet gibi görülüyor ama biz şunu da çok iyi biliyoruz ki, insanların özgürce bir araya gelip dinî ibadetlerini, inançlarını gerçekleştirebilecekleri camileri, cemevlerini, kiliseleri, sinagogları kurma konusunda ciddi bir engel yaşandı, bugüne kadar da Diyanet kurumu bir şekilde oturdu Türkiye'de. Gerçi gayrimüslimler bu yapının dışında ama biz bir anda Diyaneti kaldırma gibi bir lüksümüz yok, bunu tartışamayız. Diyaneti kaldırmak gerekir diyenlerin aslında teorik anlamda bir doğruları var ama bugünkü koşullarda, dinin özgürce, dini yaşayan bireylerin ve toplulukların örgütlendiği bu konuda kendi inançlarını yerine getirebilecek koşulların olmadığı ortamda bunu tartışamayız ama mutlaka Diyanetin bugüne kadar ki yapısından kurtulması gerekiyor. Mademki din hiçbir şekilde devletin denetiminde olamaz, siyasetin malzemesi olamaz ve yönlendirilemez diyorsak dinin tümüyle özerkleşmesi gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığının başkanlıktan tutun en alt birimine kadar özerkleşmesi gerekiyor. Bu konuda tüm kesimlerin, tüm mezheplerin ve başta da milyonlarca inancı taşıyan Alevilerin de güçlü bir şekilde temsil edildiği, hiçbir mezhebin, hiçbir inancın dışında tutulmadığı bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Fakat biz bu tasarıyı, buradaki getirilen düzenlemeleri okuduğumuz zaman, evet, birçok konuda yasal düzenleme yoktu veya şimdi bazı iyileştirmeler var ama tasarının mantığına baktığımız zaman bugün hem gerçekten insanların inancının baskı altına alınmasını tümüyle Türkiye'de artık gündemden çıkarma hem Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde dinî alanın özgürleştirilmesi ve özerkleştirilmesi konusunda bu tasarı gerçekten çok geridir. Dile getirdi daha önceki hatipler burada, bu tasarı tartışılırken de komisyonda birçok milletvekili bu konudaki düşüncesini dile getirmiş. Maalesef Türkiye'de bir yıldır Alevi açılımı çerçevesinde yapılan toplantılar, değerlendirmeler, o toplantılardan çıkan sonuçlara baktığımız zaman, bu tasarı hazırlandığı zaman dikkate alınmamış bu tartışmalar. Alevilerin talepleri ve o çalıştaylar sonucunda çıkan kararların veya en azından ortaklaştırılan, Alevilerin tümüyle, tüm kesimlerinin taleplerini karşılamıyorsa bile o tartışmalarda ortaklaşılan, ortak bir noktaya gelen konularda bile bir düzenleme yapılma ihtiyacı duyulmamış. Bunu gerçekleştirmediğimiz sürece bizim laiklik veya devletin tüm dinlere, inançlara eşit mesafede olduğu söylemimiz kesinlikle havada kalır; inandırıcı da olmaz, samimi de olmaz, kimseye de bunu inandıramayız.


Tabii, tasarıdaki bazı düzenlemelerle ilgili de birkaç şey söylemek gerekiyor. 100 bin civarında bir personel yapısına sahip Diyanet. Bir defa hem anayasal anlamda -çünkü Anayasa'da da bazı düzenlemeler yapılması gerekiyor- hem Anayasa'da hem yasalarda hem de Diyanet İşleri Başkanlığı yasasında ciddi değişiklikler yaparak Alevilerin cemevlerinin ibadethane olması yani laik bir ülkede devlet veya hiçbir kurum, devlete bağlı bir kurum bir insanın inancı doğrultusunda nereyi ibadethane nereyi belli inancının farklı bir şekilde bir araya getireceği medrese veya başka bir ad takamaz. Onun için, devletin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugüne kadar ve bugün de yasalarında cemevini Alevilerin bir araya geldiği alan olarak görüp ibadethane kabul etmeme gibi bir lüksü yoktur. Bu, insan haklarına aykırıdır.


Bu inançlarını özgürce ifade etme ve inançlara saygı duymaya aykırıdır. Bu konuda kesinlikle düzenlemelerin yapılması gerekiyor.


Yine, bu tasarıda yapılan düzenlemelerde, daha önceki sayın hatip de dile getirdi, personele iyileştirmelerin yapılması gerekiyor. Türkiye'de bugüne kadar birçok kurumlarda o kurum personeline kamudan yapılan ödemelerin bir kısmı diğerlerinde yapılmamış ama biz bu tasarıya bakıyoruz, bu tasarı hazırlanırken bu konuda düzenleme yapma, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çalışan personelin özlük ve ekonomik durumunu iyileştirmeye yönelik bazı düzenlemeler varken, kendi eliyle bu defa yapı içinde bir farklılaştırma, yapı içinde adaletsiz bir dağıtım vardır. Bu konuda mutlaka bu tasarı görüşülürken görüşmeler sürecinde verilecek önergelerle bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyor.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


Buyurunuz.


MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) - Tamamlıyorum Başkan.


Bu Başkanlık bünyesinde bulunan tüm çalışanların ekonomik durumlarının iyileşmesi ve bu ekonomik durumu iyileştirirken herkese eşit ve adil davranılması, din işleri personeli veya idari


47







personel olarak ayrım veya merkezî çalışanla taşra çalışanı gibi tüm ayrımların mutlaka değiştirilmesi gerekiyor.


Değerli arkadaşlar, bir şeye daha değineceğim. Şimdi, bu tasarı hazırlanırken dille ilgili hiçbir değerlendirme yok içinde. Bu ülkede kimisi 15, kimisi 20 milyon Kürt yaşadığını söylüyor. Diyanet İşleri Başkanlığının görevi ve onun personelinin görevi dini, dinî inancı, bunun vecibelerini, gereklerini halka anlatmak. Düşünebiliyor musunuz, bunu birçoğunuz bilirsiniz, bizler bire bir yaşadık, siz gidiyorsunuz bir tek kelime Türkçe bilmeyen, Kürtçeden başka bir dil bilmeyen bir köye, bir kasabaya, bir mahalleye, oraya…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


Buyurunuz.


MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) - Tamamlıyorum Başkan.


Kürtçe bilmeyen bir imam atıyorsunuz. O imam çıkıp o cemaate hutbe okuyor, o cemaate vaaz veriyor ama ne imam o cemaatin dilini biliyor ne de o cemaat imamın ne söylediğini anlıyor. Bu tasarıda bununla ilgili tek bir sözcük yok. Ha, şu söylenebilir, "Biz bu konuda, Kürtçeyle ilgili birçok düzenleme yapıyoruz." denilebilir ama bu tasarı yapılıyorken mutlaka burada ona değinen ve o konuda düzenleme yapılan maddeler olması gerekiyordu.


Şimdi bir taraftan zaten siz insanların özgür alanına girmişsiniz, dinini, ibadetini nasıl yapacağına müdahale ediyorsunuz, kimin ona imamlık yapacağına karar veriyorsunuz, ondan sonra da onun dilini bilmeyen, onunla konuşamayan, onun meramını bilmeyen bir imamı atıyorsunuz.


Bu konuda mutlaka düzenlemelerin yapılması gerekir diyoruz, hepinize saygılar sunuyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Karabaş.


Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Mehmet Günal. (MHP sıralarından alkışlar)


Buyurunuz Sayın Günal.


MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) - Teşekkürler Sayın Başkan.


Değerli milletvekilleri, yüce heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlarım, bugün bu saatte başlamış olduğumuz bu tasarı, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'la ilgili çalışmamız, aslında çok gecikmiş bir çalışma ve çok önemli, toplum hayatı açısından önemli bir çalışma.


Öncelikle, kısaca bu süreçle ilgili size bilgi vermeden önce, neden Diyanet İşleri Başkanlığının din eğitiminin önemli olduğuna geçmeden önce kısa bazı bilgiler aktarmak istiyorum. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı din eğitimiyle ilgili ve cumhuriyetin kuruluşundan öncesinde de olan ancak kanunu cumhuriyetin kuruluşundan sonra çıkarılmış olan, hemen çıkarılan kurumlardan bir tanesidir.


İnsanlık tarihî boyunca din, insanların ve toplumların vazgeçemediği sosyal bir olgudur. Genel olarak inanış ve davranış şekilleriyle insanlar arası ilişkileri düzenleyen, insanların iyi işler yapmasını, barış ve huzur içinde bir arada yaşamasını sağlayan bir kurallar bütünüdür. Bu, dolayısıyla aynı zamanda dinin amacını da ortaya koymaktadır.


Din, insanın ahlakileşmesi, ahlaki olgunluğunu tamamlaması için vardır, yani dinin hedefi insandır. Çünkü en son tahlilde din, insanı hem kendisiyle hem içinde yaşadığı toplumla hem de maddi ve manevi çevresiyle uyumlu hâle getirmeyi hedeflemektedir. Bu uyumu kurmamış olan insanların kendi içlerinde de huzurlu olabilmeleri mümkün değildir. Tabii ki iç huzurunu sağlayamayan bu insanların da toplum hayatında huzurlu olmaları ve sosyal barışın temin edilmesi mümkün değildir.


Bu kapsamda dinin doğru anlaşılması, doğru anlatılması çok önemli bir husustur. Sistemli bir eğitim yoluyla din eğitiminin doğru bir şekilde yapılması sağlanamadığı zaman, o zaman, din ile siyasetin, din ile iktisadın, din ile diğer alanların birbirine karışması çok muhtemeldir. Bu çerçevede, dinin doğru öğretilmesi, doğru anlaşılması, doğru anlatılması gerekmektedir. Onun için de eğitim kurumlarına ihtiyacımız vardır. Din eğitimini de Türkiye'de, örgün din eğitimi ve öğretimini yürüten Millî Eğitim Bakanlığıyla, yaygın din eğitimi ve öğretimini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı yürütmektedir. Değerli arkadaşlarım, bu çerçevede, din eğitimi ve öğretimiyle birlikte Diyanet İşleri Başkanlığının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.


Bu kapsamda baktığımız zaman Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşunu aynı zamanda çok önemli bir şekilde Atatürk, Genelkurmay Başkanlığıyla beraber aynı gün çıkarılan kanunlarla kurdurmuş ve statüsünün yüksek olduğunu gösterebilmek için de maaşının daha yukarıda olmasını tavsiye etmiş ve cumhuriyetin kuruluşundan itibaren böyle bir Diyanet İşleri Başkanlığının hem Başkanın maddi, özlük hakları anlamında hem de kurumsal statü anlamında önemli bir yere konulduğu anlaşılıyor. Bu kapsamda bunun önemini bile bir parti olarak Milliyetçi Hareket Partisi de bugün değil, önceki seçimde değil, ondan da önce, 1999 seçimlerinden önce hazırladığı kitapçıkla Diyanet İşleri Başkanlığı ve din hizmetleri politikası konusundaki görüşlerini kamuoyuyla paylaşmış. Esas itibarıyla bugünkü görüşlerimizde çok farklı bir değişiklik yok.


Bugün yapılmaya çalışılan esas olarak, kanun tasarısının geneline baktığımız zaman, kurumsal yapı açısından daha güçlü bir kurum olması, içerideki eksikliklerin giderilmesi, uzun yıllardır


48







kanunsuz olarak çalışan bu teşkilatın bir teşkilat kanununa kavuşmasına Milliyetçi Hareket Partisi olarak itirazımız olmadığı gibi, az önce bahsettiğim gibi, 1999 yılında kamuoyuna görüşlerimizi sunmuşuz. Onun için öncelikle işin esası itibarıyla bu kanunun çıkması gerektiğine inanıyoruz, geç kaldığına da inanıyoruz. Ancak, burada tasarının hazırlanma sürecine ve yasalaşma sürecine baktığımız zaman bazı endişelerimizi de sizlerle paylaşmak zorundayız.


Değerli arkadaşlarım, bu gerçekten çok önemli bir konu. Bütün sosyal hayatımızı da etkileyen, kültürel hayatımızı etkileyen bir hususta, dinle ilgili, dinin eğitimiyle, öğretilmesiyle ilgili bir kurumun tasarısını görüşüyoruz. Açıkçası ben şöyle beklerdim: Sayın Bakan Alevi çalıştaylarına katılıyor, birtakım açılım çalıştayları yapıyorsunuz, toplantılar yapıyorsunuz, ben isterdim ki böyle bir din şûrasında Diyanet İşleri Teşkilatı, din eğitimi, din öğretimi, bütün bu konular partiler üstü bir şekilde bütün mensuplarca, o çevrelerce, akademisyenlerce, geçmişten bu yana emeği geçen Diyanet İşleri başkanlarınca, kimler varsa etraflı bir şekilde tartışılsın çünkü çok uzun yıllardır bekliyor, kaç tane taslak hazırlanmış kalmış, hazırlanmış kalmış, o dönemde çıkarılanları da Anayasa Mahkemesi değişik eksikliklerden dolayı bozmuş, maalesef böyle devam ediyor.


Yani, özetle, burada, bu sürecin iyi bir şekilde yönetilmediğini, bütün çevrelerle daha katılımcı bir şekilde taslak ortaya çıkmadan önce tartışılmadığını ifade etmek istiyorum. Hazır hâle gelmiş, sunulmuş. Neden öyle söylüyorum? Sayın Bakanım burada gayret ettiğini söyleyecektir ama daha önce çıkan şey üzerinde Komisyonda da, alt komisyonda da arkadaşlarımızı çağırdık, belli konularda görüştürdük ama yine bizim hazırladığımız gibi, tasarı çıktıktan sonra arkadaşlarımız uğraşmışlar, Türk Diyanet Vakıf-Sen'in yine hem karşılıklı olarak maddeler hâlinde önerileri hem bu işin geçmişten bugüne geliş safahatına ilişkin önerileri var. Bizler, hepsinden hem Komisyon sürecinde hem öncesinde hem sonrasında faydalandık, onların da görüşlerini aldık ve bütün sendikaların, sadece Türk Diyanet Vakıf-Sen değil, Memur-Sen'e bağlı sendikadan arkadaşlarımız da geldi, onların da personelle ilgili taleplerini aldık, bir teklif hâlinde değerli Hükûmet üyelerine, Komisyondaki arkadaşlarımıza takdim ettik ama önemli olan hususların birçoğu yine buraya kaldı.


Az önce Karayollarını görüşürken de söylemiştim, genelde komisyonda hâlledilmesi erteleniyor veya bırakılıyor, Genel Kurulda alelacele bir şekilde geçirmeye çalışıyoruz. Maalesef böyle bir eksik kanun yapma sürecimiz var.


Değerli arkadaşlarım, bu çerçevede baktığımız zaman maalesef bu sürecin iyi değerlendirilmediğini ve kanun yapma süreciyle beraber bu sıkıntıların yaşandığını söylemek zorundayız. Örnek vereyim, şimdi, elinizdeki, eğer sıra sayısını aldıysanız bakın, üzerinde kanun tasarısıyla beraber bir de teklif yazıyor. Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Serdaroğlu'nun teklifi. Yukarıda Sayın Bakana da arkadaşlara da ilettim. Orada bir alt komisyon raporu da var, komisyon raporumuz var. O süreçten bu tarafa gelen her şey oraya yazılmış. Maalesef muhalefet milletvekilinden geldiği için gündemin içerisinde bir küçücük paragraf olarak dahi yer almadı. Söylemeye çalıştığım şey budur. Kanunla beraber gelen bir teklif var, ikisi birleştirildi, vekil imamlarla ilgili, şimdi yine maddi olarak arkadaşlarımız düzenledi, bakacağız. Sayın Bakan, "Yapacağız." diyor ama bilemiyorum artık çünkü yukarıdan aşağıya gelinceye kadar dikkat edilmeyince her seferinde biz az önce Karayollarında olduğu gibi, bu sefer şüphelenmeye başlıyoruz. Sürekli yeni maddeler çıkıyor, araya eklemeler çıkıyor, inşallah bu tasarıda onu yaşamayız.


Bu nedenlerle genel olarak baktığımız zaman bu yasama süreci içerisinde ve taslağın tasarıya dönüşmesinden sonraki süreçte de çok katılımcı bir yaklaşım sergilenmediği, uzlaşmacı bir tavır sergilenmediği için biz bu usul açısından ve süreç açısından tasarıya genel olarak muhalifiz; çıkması konusunda desteğiz çünkü ihtiyaç var ama eksikliklerin tamamlanarak bu hususların ortaya konulması ve eksikliklerin tamamlanması suretiyle bu kanunun çıkarılması gerekirdi diye düşünüyorum.


Değerli arkadaşlarım, Osmanlıdan bu tarafa diyanet devam ediyor, yeni bir kurum değil ancak kanunlarında değişiklikler yapıyoruz. Diyanet İşlerinin Osmanlı devlet yönetiminde de karşılığı meşihat idi ve ilginçtir orada da meşihatı temsil eden şeyhülislam Bakanlar Kurulunun bir üyesiydi ve diğer nazırların aksine doğrudan padişah tarafından atanıyordu yani orada da bu kurumun daha farklı olduğu ortaya konulmuş durumda ve yine cumhuriyet döneminde de az önce kurulurken bahsettiğim gibi, kurulduktan sonra da o statü korunarak devam ettirilmiş. Sonraki süreçlerde 1961 Anayasası'yla birlikte de anayasal bir kurum hâline gelmiş. 154'üncü maddesinde aynen şöyle diyor: "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." yani anayasal bir kurum hâline gelmiş. Yine 1982 Anayasası'nda ise 136'ncı maddede Diyanet İşleri Başkanlığı düzenleniyor ve "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." deniyor. Yani, milletçe bütünleşmenin de bir aracı olduğu, o dayanışmayı sağlamanın bir aracı olduğu da buraya eklenmiş durumda.


Dolayısıyla, her türlü siyasi görüş ve düşüncenin üstünde kalarak birlik, beraberlik, fedakârlık ve yardımlaşma gibi dinimizin yüce prensiplerini de halkımıza, insanlarımıza benimsetmekle görevli bir kurumdur. Bu çerçevede, İslam'ın güzel ahlak sistemi içinde vatandaşlarımızın mutlu olmalarını, dinî ve millî sorumluluk duygusu içinde çalışmalarını sürdürmelerini, insani ve manevi değerlere, millî


49







ülkülere bağlılıklarını sağlamak için yurt içinde ve yurt dışında yoğun bir disiplin içerisinde başarılı, etkin ve yaygın bir din hizmeti sunmak da bu kurumun, yani Diyanet İşleri Başkanlığının temel görevidir.


Kısacası, Diyanet İşleri Başkanlığı görev ve sorumlulukları itibarıyla, kamu düzeni açısından ve toplumsal barışın sağlanması açısından, sosyal hayatımız açısından da gerçekten etkili olması gereken bir kurumdur. İşte, bunun farkında olan Milliyetçi Hareket Partisi, az önce bahsetmiş olduğum gibi, o kitapçığı hazırlamış, sunmuştur. Hâlâ içerisindeki şeyler geçerlidir.


Ama buraya baktığımız zaman bazı hususlar var ki, aksaklıklar, alt komisyon ve komisyonda yaptığımız çalışmalara rağmen, devam ediyor. Ben onlardan bazılarına burada değinmek istiyorum, umulur ki, Sayın Bakanımız bu tekliflerimizi dikkate alır, eleştirilerimizi dikkate alır, bu süreç içerisinde o eksiklikleri de gidererek gerçekten olması gerektiği gibi, siyaset üstü, partiler üstü, Türkiye'nin güzide bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının hem Osmanlı'da hem Atatürk'ün koyduğu yerde kalmasını sağlayacak bir düzenleme yaparız ve tüm tartışmaların üstünde bu kurumu tutarak dinimizi, yüce dinimizi insanlarımıza anlatmayı sağlayacak, diğer konularda da bilgilendirecek bir kurum hâline getiririz diyorum.


Bu vesileyle, tasarıya ilişkin birkaç görüşlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım:


Birincisi, teşkilat yapısında bazı sıkıntılar var. Bu getirilen düzenleme, öncelikle toplumda barışı sağlayacak bir kurumun kendi çalışanları içerisinde adaleti ve barışı sağlaması birinci husus olmalıdır diye düşünüyorum. Taşra ve merkez teşkilatı arasında eğer bir ikilik yaratırsanız ki, asıl yük taşradadır. İnsanlarla yüz yüze gelen, onlara dinî konularda eğitim veren, onların günlük ibadetlerinde aracı olan, çocuklarını eğiten, öğreten genelde daha çok taşradaki çalışanlarımızdır. Onun için, öncelikle bu barışı sağlayacak, bütçe imkânları nispetinde onların özlük haklarını da iyileştirecek hususlara yer verilmesi gerekir. Yani bunu tekraren söylüyorum: Bugünün konusu değil, siyasi polemik hususu olarak söylemiyorum. Aynen söylediğim hususlar, özlük haklarının iyileştirilmesi olarak ve aradaki kurumlarla ilgili önerilerimiz bizim de mevcut. Ama eldeki imkânlar nispetinde ne yapabiliyorsak burada uzlaşma içerisinde ama çalışma barışını bozmadan, sınıflar arasında, taşra ve merkez arasındaki hem ücret hem de ödeneklerle ilgili adaleti bozmadan hem de kadrolarla ilgili geçişler yaşanacak bir yeniden yapılanma yapılıyor ona da dikkat ederek, hassas olan bu kurumu yıpratmadan bu kanunu buradan çıkarmamız gerekiyor.


Şimdi, başka bir husus var değerli arkadaşlarım: Az önce Karayolları Kanunu'nda da konuştuk, gelen bütün kanunlarda var. 3046 sayılı Kanun burada duruyor. Her seferinde gösteriyorum, arkadaşlara söylüyorum. Bakanlıkların kuruluş ve görevleri hakkında, teşkilatları hakkında kanunumuz var. Arkadaşlara söylediğimiz zaman, böyle bir süzgeçten geçmeden geliyor sıkıntımız orada. Birisinde düzeltiyoruz, öbüründe eksik kalıyor. Birisinde birazını düzeltiyoruz, diğer kanunda yine eksik kalıyor. Bir standart olması gerekiyor. Aslında bunların hepsinin kamu personel rejiminde köklü bir değişikle, bütün sınıfların, unvanların, aşamaların belirlenmesi gerekiyor.


Burada neyimiz var? Örneğin, hizmet birimlerinin hepsini tek maddede saymışız. Bakın 6'ncı maddeye, içinden çıkma şansınız var mı, yukarıdan aşağıya bir bakın? Hepsi, tek madde içerisinde bütün genel müdürlükler sayılmış. Ana hizmet birimleri, yardımcı hizmet birimleri, denetim, danışma birimleri ayrı ayrı 3046'ya göre sınıflandırılması gerekiyor. Söylediğimiz zaman böyle kaldı. Genel müdür yardımcılığı yok. "Bir genel müdürlüğün kurulabilmesi için 3 tane daire başkanı, onun altında şube müdürleri…" diyoruz, arkadaşlarımız daha farklı bir örgütlenmeye gitmenin doğru olduğunu düşünüyorlar ama bir ikilik yaratıyoruz yani altında belli şeylerin doluyor olması lazım. Dolayısıyla burada bir sıkıntımız var.


Diğer bir önemli husus: Teşkilatla ilgili, teftiş kuruluyla ilgili konularda iktidar mensubu arkadaşlarımızla anlaşmazlığımız var. Diyanet İşleri Başkanlığı da biraz da yumuşak olsun diye "Rehberlik ve Denetim Başkanlığı" demiştiler, bizim ricamız üzerine yine "Teftiş"i koydular ama "Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı" dediler. Gerekçesi güzel "Efendim, önce rehberlik edelim." Güzel ama rehberlik etmek zaten bütün yöneticilerin görevi, rehberliği zaten yapacaklar hem bize yapacaklar hem oradaki idarecilere yapacaklar. Dolayısıyla teftiş işi farklı bir iştir, kariyer mesleğidir, bu konuda da hassas olmamız gerekiyor. Çünkü diğer bir önemli husus olan örneğin hacı ve umre hizmetlerimiz var. Bu konuların kesinlikle "Şüyuu vukuundan beter." diyeceğimiz birtakım şeylerle, isnatlarla karşılaşması çok kötü bir şey olur. Onun için teftiş müessesesi hem bu işlerdeki şeffaflığı sağlama hem kamuoyunu bilgilendirme anlamında hem de soru işaretlerini giderme anlamında önemli bir kurumdur. Bu konuda biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor, önergelerimiz var, inşallah o konuyu da yeri geldiği zaman sizlere sunacağız.


İllerdeki teftiş kurulları da kaldırılıyor, murakıplık kalkıyor, bu şartlarda. Dolayısıyla aşağıya doğru bir sıkıntımız olacak.


Ücretlerdeki eşitsizliği söylemiştim.


Hac ve umre işleriyle ilgili sıkıntı da tam giderilemedi, arkadaşlarımızın eleştirileri var, ucuzlamasını, rekabetçi hâle gelmesini istiyoruz. Ancak şeffaf bir şekilde, hesap verebilir bir şekilde


50







kaynakların ve harcamaların nereye gittiğinin denetlenmesi gerekiyor ki kamuoyu bu yaptığı ibadetle ilgili herhangi bir sıkıntıya, insanlarımız, düşmesin diye bilgilendirilmesi gerekiyor.


Özet olarak, bu konularda bazı çalışmaların yapılması gerekiyor. Başta söyledim, Sayın Mehmet Serdaroğlu'nun vekil imamlarla ilgili teklifi vardı, Sayın Bakan "Dikkate alacağız" diyor, inşallah alırız.


Yine, geçiş döneminde birtakım personelin sıkıntıları var, şube müdürlerimiz var, onların sıkıntılarının giderilmesi gerekiyor.


Genel idare hizmetleri sınıfıyla ilgili yukarıda belli bir iyileştirme yaptık ama burada Sayın Bakanım bilemiyorum Maliye Bakanlığına bir daha bu süreçte ricada bulunabilir, yüzde 25'lik bir şey ilave edildi, sonra yüzde 50 denildi ama tazminatsız olarak baktığımız zaman ek ödeme hariç, o da yüzde 25'in altına geliyor, biz onun hiç olmazsa yüzde 35'e çıkarılmasını talep ediyoruz.


Artı Diyanet İşlerinde de eğitim birimlerimiz var ama bir Diyanet Akademisi, bir Polis Akademisi gibi, yine Adalet Akademisi gibi daha büyük çapta merkezî bir şeyin kurulması gerektiğini önermiştik.


Esas itibarıyla burada başka bir husus da, yine az önceki konuşmacılar da değindi, içinde bir maddede muğlak bir şekilde geçiyor, Alevi vatandaşlarımızla ilgili hususlarda bir müessese, teşekkül falan diye laflar geçiyor ama somut bir şey yok. Bu konuda da Sayın Genel Başkanımızın 10 madde somut bir şekilde önerileri vardı. Bu konularda da Milliyetçi Hareket Partisi olarak gelecek olan…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


MEHMET GÜNAL (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.


…önerilere açık olduğumuzu söylüyorum.


Değerli arkadaşlarım, bu normalde ne kadar eksiklik olursa olsun önerilerle tamamlanabilecek bir tasarı. Bu en azından bu önemli kurumla ilgili tasarıyı siyasi mülahazalarla değerlendirmeyelim diyorum sizlere. Bu kurumun güzide yerini koruyalım, daha iyi geliştirelim, toplumsal huzurumuzu, barışımızı sağlamada, çocuklarımızı daha iyi insan olarak yetiştirmede hem ülkemize, milletimize hem de tüm insanlığa, İslam âlemine hayırlı çocuklar olarak, hayırlı evlatlar olarak yetiştirmemize vesile olacak bu kuruma hep beraber emek verelim diyorum. Atatürk'ün söylediği, o dönemde Diyanet İşleri Başkanına ve Diyanet Kurumuna verdiği önemi sürdürelim ve dinin öğretilmesi konusunda, İslam dininin bir akıl dinî olduğunu, Elmalılı Ahmet Hamdi'ye yazdırdığı tefsirde "İtikaden Matüridî olsun Hoca Efendi." diye dipnot düştürdüğünü de aklımızdan çıkarmayalım. İslam dininin akıl dini olduğunu, aklımızı kullanarak bu meseleleri, bu eksiklikleri de önergelerle giderebileceğimizi düşünüyor; inşallah bu uyarılarımı dikkate alır, bu kurumun tartışılmasını önleyecek bir yasayı da bu Genel Kuruldan çıkarırız diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Günal.


Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)


Buyurunuz Sayın Çiçek.


AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Diyanet İşleri Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Sözlerime başlarken gruplar adına konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkan Vekili Sayın Akif Hamzaçebi'ye, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşan Mehmet Nezir Karabaş'a, MHP Grubu adına konuşan Mehmet Günal Bey arkadaşlarıma teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum çünkü Diyanet İşleri Başkanlığının ifade ettiği o mükemmel yeri en güzel şekilde, veciz bir şekilde değişik perspektiflerden ele alarak ortaya koydular, yakışan oydu. İnşallah kanunumuzun bu yakışan tarzda çıkarılmış olması hepimize mutluluk verecektir.


Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı cumhuriyetimizle beraber kurulan en köklü ve en eski teşkilatlarımızdandır. 1920 yılında kurulan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetinde Diyanet İşleri Başkanlığı "Şeriye ve Evkaf Vekâleti" adıyla bakanlık olarak yer almıştır. Diyanetin o günkü konumu, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün İslam dinine ve Diyanet İşleri Başkanlığına verdiği önemi göstermektedir. Daha sonra 3 Mart 1924'te bakanlık vasfıyla kurulmuş, 429 sayılı Kanun'la Başvekâlet bütçesine dâhil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği şeklinde kuruluş devam etmiştir. Daha sonra kurumun adı Diyanet İşleri Başkanlığı olarak değiştirilmiştir.


Diyanet İşleri Başkanlığının konumunun, görüldüğü gibi, 1920'den itibaren kademe kademe gerilediğini, belli bir süre sonra da Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanunu'nun ilkin 1976 tarihinde, ikincisinde ise 1979 tarihinde iptal edilmesiyle kararnameler ve genelgelerle idare edilen, o günden bu yana kaderine terk edilen, kanun düzenlemesi bir türlü yapılamayan, otuz küsur seneden beri bugünü bekleyen teşkilat hâline geldiğini görüyoruz.


Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biraz önce Akif Hamzaçebi Bey'in de belirttiği gibi, Atatürk döneminde Diyanet İşleri Başkanlığının protokoldeki yeri cumhurbaşkanı, başbakandan sonra


51







üçüncü sıradır. Diyanet İşleri Başkanlığından sonra Genelkurmay Başkanlığı yer alıyordu dördüncü sırada. Şimdi Genelkurmay Başkanlığı yerini muhafaza ediyor, Diyanet İşleri Başkanlığı bütün kurum ve kuruluşlardan sonra… Birkaç tanesini sayayım size: En son Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Merkez Bankası, Rekabet Kurulu Başkanlığı, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulundan sonra elli birinci sırada yer alıyor. Bu bize, Diyanet İşleri Başkanlığına Atatürk'ün verdiği değeri ve bugünkü konumumuzu en güzel şekilde protokol listesine baktığımızda ortaya koyuyor.


BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - Niye yapmadınız sekiz yıldır?


MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir kuruluştur. Anayasa'mızın 136'ncı maddesinde "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." denmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, çeşitli maddeleri Anayasa Mahkemesince iptal edilen 633 sayılı Teşkilat Kanunu ise ülkemizde İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, din konusunda toplumu aydınlatma ve ibadet yerlerini yönetme görevini Diyanet İşleri Başkanlığına vermiştir. Demek oluyor ki, Diyanet İşleri Başkanlığının misyonu toplumun dinî ihtiyaç ve beklentilerine cevap vermek, millî birlik ve beraberliğe, toplumsal dayanışmaya katkı sağlamak amacıyla İslam dininin temel kaynaklarına dayalı, doğru ve güncel bilgilerle toplumu din konusunda aydınlatmak, inanç, ibadet, ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, iç ve dış mihrakların dinimize karşı hazırladıkları nifak planlarını tespit edip onlara karşı toplumun inanç ve ahlak değerlerini korumak, ibadet yerlerini yönetmektir. Diyanet İşleri Başkanlığı İslam dininin doğru anlaşılması ve aslına uygun uygulanmasıyla ilgili konularda Türkiye'de ve bütün dünyada referans olan bir kuruluştur. Bütün İslam ülkelerinin örnek aldığı bir teşkilattır. Hizmetlerini güvenilirlik, birleştiricilik, kuşatıcılık, doğru ve güncelleştirilmiş bilgiyi esas alarak laiklik ve demokratik değerlere saygılı, tutarlılık kurallarına uygun tarzda yönetmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığının ilke ve hedeflerini de şöyle özetleyebiliriz, bu bir noktada Diyanet İşleri Başkanlığının misyonunu da ortaya koymaktadır: Toplumu din konusunda aydınlatırken dinin temel kaynağı olan Kuran ve sünnete dayalı sağlam bilgiyi esas almak, Müslümanların on dört asırlık dinî tecrübesini göz önünde bulundurmak, modern hayatı ve insanlığın ortak birikimini de göz ardı etmemek, din konusunda mezhep, anlayış ve uygulama ayrımı yapmaksızın vatandaşlık esasına göre hizmet sunmak, sürekli bilgi üretmek, bilgiyi toplumla paylaşmak ve güncel sorunlar hakkında yerinde ve zamanında açıklamalar yapmak, toplumun yarısını oluşturan kadınları din hizmetlerinin temel öğesi olarak kabul etmek, kadın hakları, töre ve namus cinayetleri, kız çocuklarına yönelik ayrımcılık, kız çocuklarının eğitimi, zorla evlendirilmesi gibi konularda toplumsal bilinci artırmak, engelli, kimsesiz, yaşlı, yoksul, hükümlü ve tutuklu gibi ilgi ve desteğe muhtaç vatandaşlarımızın yanında olmayı din hizmetimizin ayrılmaz bir parçası kabul etmek. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın asimile olmadan kendi öz kimliklerine bağlı kalmalarına ve yaşadıkları toplumla uyum içinde olmalarına katkı sağlamak, yurt dışında Türkiye'nin dinî alandaki tecrübe ve birikimlerinin tanıtılmasını, İslam dininin doğru anlaşılmasını sağlamak, asrın idrakine İslam'ı en doğru şekilde sunmak, Müslümanların yanında bütün dünya insanlığına insanca yaşamanın ve yaşatmanın örneklerini sunmak.


İslam dini caminin dört duvarı arasında kabul edilip uygulanamaz çünkü İslam dini inanın insanın bütün yaşamıyla ilgili kurallar koyar ve bu kuralların uygulanmasını ister. Onun için, Diyanet İşleri Başkanlığı, insanımızın her türlü problemlerini tespit edip onlara çözüm yolu bulmak mecburiyetindedir.


Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı mensuplarının bu devletin kuruluşunda, İstiklal Savaşı'mızın kazanılmasında ve cumhuriyetin kurulmasında kanı vardır, teri vardır, gözyaşı vardır, emeği vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları İstanbul'da İstiklal Savaşı'nın hazırlığını yaparlarken hemen yanında İstanbul din uleması vardı. Belgeler bunu gösteriyor. Samsun'a çıkışında onu Havza Müftüsü, Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi karşıladı. Sivas, Erzurum müftüleri kongrelerde organizatör oldular. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Yunanlılar İzmir'i işgal edince cuma günü bütün camileri ibadete kapatarak, cuma saatinde cemaat müftülük önünde toplanınca "Bugün vatanımız işgal edilmiştir. Vatanı işgal edilen, hürriyeti elinden alınanlara cuma namazı farz değildir. Evvela düşmanı yurdumuzdan atacağız, sonra cuma namazı kılacağız." diyerek, Ege'de ilk direnişi Denizli'de başlatmıştır.


İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi ise aynı gün, zamanın İzmir Valisi İzzet Bey'in "Yunan işgaline karşı çıkılmaması" şeklindeki telkini üzerine, İzmir'de yapılan mitingde şöyle hitap ediyordu: "Vatan sevgisi imandandır. İzmir'in asırlardır ezan sesi yükselen semalarında kulakları tırmalayan çan seslerine katlanmaktansa şerefle ölerek şahadet şerbetini içmek daha iyidir. Kardeşlerim, ciğerlerimizde bir soluk nefes kaldıkça, damarlarımızda bir damla kan kaldıkça, anavatanımızı düşmanlara teslim etmeyeceğimize Kur'an'ı Kerim'e el basarak benimle beraber yemin ediniz." Vali Beye dönerek "Vali Bey, bu sakalım kanla kızarabilir ama bu alnıma Yunan alçaklığını sükûnetle selamlamış olmanın karasını sürerek huzuru ilahiye çıkamam." diyerek İzmir halkının iç direnişini başlatmıştır.


52







Ankara'da cumhuriyetin kuruluş hazırlıklarında, herkesin tereddütle karşıladığı bir zamanda, Atatürk'ü Ankara'ya gelişindi, Dikmen sırtlarında Ankara Müftüsü Rifat Börekçi Hoca cemaatiyle karşılamış ve ölünceye kadar Atatürk'ün yanında yer almıştır. Rifat Börekçi Hoca, Ulus'taki dükkanını, Keçiören'deki bağını satarak bugün "Papazın Bağı" diye bilinen araziyi alıp Cumhurbaşkanımıza -Atatürk'e- Köşk'ün yerini hediye etmiştir. Atatürk de hemen yanındaki binayı Rifat Börekçi Hocaya lojman olarak vermiştir. Ama ne yazık ki Rifat Börekçi Hoca'dan sonra hiçbir Diyanet İşleri Başkanı bu mekânda ikamet etmemiştir.


Bunları niçin sizlere sundum değerli arkadaşlar? Bugün teşkilat kanununu görüştüğümüz bu Teşkilat genel idarede hizmet veren sıradan bir teşkilat olarak görülmemelidir, görmediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Bu din siyasi kanaatimiz, mezhebimiz, meşrebimiz ne olursa olsun hepimizin dinidir. Dinimizin hayatiyetini devam ettiren bu kuruluş da hepimizin kuruluşudur.


Bugün ülkemizde tartışıp durduğumuz problemlerimizin temelinde dinî, ahlaki, kültürel, ekonomik alanlarda zafiyetimiz yatmaktadır. Bu problemlerimizin hallinde bilgili, yetkilerle donatılmış, bunun karşılığında da sonuna kadar sorumlu tutulmuş bir Diyanet İşleri Başkanlığının olması gerekir. Diyanet her konuda görevini yapacak konumda olursa ülkemizin gündeminde "iç tehdit" olarak adlandırılan "irtica" diye bir meseleye rastlayamazsınız, illegal din adına faaliyet gösteren kuruluşlar ülkemizde yer bulamaz.


Saygıdeğer milletvekilleri, dinî hayattaki otorite boşluğu dinî anarşiyi meydana getirir. Tarihimize baktığınızda mezhep ve meşrep kavgalarının tamamının temelinde dinî otoritenin zafiyeti vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizde bütün mezhep ve meşreplerin, din adına hizmet üretmeye çalışan bütün sivil toplum kurum ve kuruluşlarının, bütün tarikat mensuplarının hepsine eşit ve adaletle yaklaşan bir kuruluştur, böyle olmalıdır.


Camiler sadece namaz kılınan mekânlar değildir. Geçmişte camiler aynı zamanda müspet ilimler dâhil, bütün ilim dallarında eğitimin yapıldığı yerlerdi, bugün de öyle olmalıdır. Namazın kılındığı cami ile niyazın, yani Allah'a zikir ve duanın değişik usullerle, metotlarla ve enstrümanlarla uygulandığı mekânların her birisinin ihtiyacını karşılamak için hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığı bu kurum ve kuruluşların üzerinde bir şemsiye görevini ifa etmelidirler. Mesela, ülkemizde camilerde her cuma günü tahminen 15 milyon insan cuma namazı kılıyor, bayram namazlarında bu sayı 20 milyon civarına ulaşıyor. Camiye gelen cemaat yarım saat ile bir saat arasında camide vaaz dinliyor, hutbe dinliyor. Bu faaliyetlerle Diyanet İşleri Başkanlığı milyonlarca insanı dinî, millî, sosyal, kültürel, ekonomik ve benzeri konularda eğitiyor. Diyanet bu yönüyle, tabiri caizse yediden yetmişe, bütün, kadın-erkek milyonlarca Müslüman'a eğitim veren bir kurumdur.


Diyanet İşleri Başkanlığı cami dışındaki faaliyetlerini başarıyla sürdürüyor. Konferanslar, paneller, televizyon programları, halkın ilgi ve ihtiyaç duyduğu haftalık ve günlük neşir organları, Kutlu Doğum Haftaları, Din Görevlileri Haftası, millî günler, kandil geceleri kutlamaları yapılıyor. Milyonlarca insana bu günlerin ve gecelerin önemi anlatılıyor.


Her yıl 100 binin üzerinde hacı vatandaşımıza, bütün dünya Müslüman ülkelerine örnek olacak tarzda hac farizasının eksiksiz yapılması için hizmet veriyor. İslam ülkeleri bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığını örnek kabul ediyorlar. Bu konuda faaliyet sürdüren özel sektör turizm kuruluşlarına bilgi ve lojistik destek vermeyi sağlıyor.


Diyanet eğitim merkezleri aracılığıyla din görevlilerimizin bilgilerini yenilemeleri ve değişen dünyamızın şartlarına göre yeniden eğitilmeleri için programlar uygulanıyor. Kur'an kursları ve camilerde uygulanan yaz Kur'an kursları aracılığı ile yüz binlerce insanımız her yıl bu konuda eğitiliyor. Ayrıca YÖK ile yapılan bir protokolle din görevlilerimizin fakülte mezunu olmaları için açık öğretim programları düzenleniyor, ilahiyat fakülteleri bünyesinde açılan ilahiyat lisans tamamlama programlarına görevlilerinin katılımları sağlanıyor.


Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı aynı zamanda uluslararası hizmet veren bir kuruluşumuzdur. Yurt dışı hizmet ve çalışmalarını koordine etmek üzere hâlen 18 ülkede büyükelçilik bünyesinde din hizmetleri müşavirliği ve 24 başkonsolosluk bünyesinde de din hizmetleri ataşeliği bulunuyor. Ayrıca müşavirlik ve ataşeliklerin emrinde sınavdan geçirilmiş 1.119 din görevlisi şu an görev yapmaya devam ediyor. Bugün itibarıyla Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Japonya, Avustralya, Türk Cumhuriyetleri, Balkanlar ve diğer vatandaş ve soydaşlarımıza yönelik olarak bilgilendirme ve din hizmetleri açısından rehberlik yapma görevlerini din görevlisi arkadaşlarımız sürdürmeye devam ediyorlar. Türk Cumhuriyetleri ile Balkan ve Kafkaslarda yaşayan Türk ve Müslüman toplulukları din görevlisi ihtiyacını karşılamak amacıyla açılmış bulunan Azerbaycan, Kırgızistan ve Kazakistan'da ilahiyat fakülteleri, Romanya ve Bulgaristan'da yüksek İslam enstitüsü, ilahiyat koleji, Azerbaycan Bakû Türk lisesi, Romanya'da yine bir Türk lisesi, Bulgaristan'da Rusçuk'ta, Mestanlı'da imam hatip liseleri faaliyetleri sürdürüyor. Ayrıca değerli arkadaşlar, Türk dünyasında misyonerlik faaliyetlerinin değerlendirildiği sempozyumlar düzenleniyor.


Değerli milletvekili arkadaşlarım, şöyle, Diyanet İşleri Başkanlığının genel kadrolarına baktığımızda ülkemizde 81.433 mevcut camimiz var. Kadrolu cami sayısı da 69.596, kadrosuz cami sayısı 11.748. Bu kadrolar 4/B sözleşmeli, fahri görevli, hiç görevlisi olmayanlar olarak baktığımızda


                                                               53


bu kadroların süratle normal kadrolaşmaya geçilerek değerlendirilmesi gerekir. Ülkemizde din adamı ihtiyacını karşılamak için yapılan faaliyetler bunlardır ama bunlar yeterli değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin olmadığı camiler kontrolsüzdür dolayısıyla bu çalışmalarımızı, kadro çalışmalarımızı artırarak devam etmeliyiz.


Şimdi, görüşüp, inşallah kabul edeceğimiz kanun teklifinde ne gibi değişiklikler var, kısaca birkaç başlık hâlinde onlardan da bahsetmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanının beş yıl süre ile ve bir kimsenin en fazla iki defa başkan seçilmesi şartı getiriliyor. Başkan yardımcısı kadroları 5'ten 3'e indiriliyor. Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerinin hâlen yedi olan görev süreleri beş yıla indiriliyor. Din İşleri Yüksek Kurulu uzmanlarının kariyer uzmanlıkları hâline getirilmesi temin ediliyor. Mushafları İnceleme Kurulunun Mushafları düzenlemesi, üye sayısının 8'e yükseltilmesi, başkan ve üyelerinin beş yıl süreyle atanması şartları getiriliyor. Teftiş Kurulu Başkanlığı sadece teftiş eden, insanların eksiklerini bulma anlayışının dışında rehberlik görevi getiriliyor ki Diyanet İşleri Başkanlığının temel görevlerinden birisi görevlilerine ve bulunduğu çevredeki insanların tamamına rehberlik yapmaktır.


Başkanlık hizmet birimlerinin genel müdürlük tarzında düzenlenmesi getirilmiş. Başkanlığın görev alanıyla ilgili konularda radyo televizyon yayını yapması getiriliyor. İl ve ilçe müftülüklerinde ihtiyaca göre şube müdürlüklerinin açılması düzenlenmiş son derece isabetli tarzda. Başkanlık merkez teşkilatında diyanet işleri uzmanlığı ve yardımcılarının istihdam edilmesi getirilmiş.


Vaizlik mesleğinin adaylık döneminden sonra vaiz, uzman vaiz ve baş vaiz; Kur'an kursu öğreticilerinin Kur'an kursu uzman öğretici ve Kur'an kursu baş öğreticisi; imam hatiplik mesleğinin de adaylık döneminden sonra imam hatiplik, uzman imam hatiplik ve baş imam hatiplik tarzında düzenlenmesi getiriliyor. Böylelikle teşkilat içerisinde görevlilerin rekabet ederek belli yerlere gelmesi temin ediliyor.


Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı resmî ve gayriresmî üç haneli köyde bile temsilcisi olan büyük bir teşkilattır. Atatürk'ün kuruluşundan itibaren değer verdiği bu teşkilatın bugün maalesef, biraz önce de söylediğim gibi, protokoldeki yerine bakarak konumunu yeniden değerlendirebiliriz. O hâlde biz Diyanet İşleri Başkanlığının yerini Atatürk'ün koyduğu yer olarak belirlemek suretiyle bu güzide teşkilatımızı asıl olması lazım gelen yerde görebiliriz. Sayın Hamzaçebi bunu belirtti. İnşallah bu kanundan sonra Diyanet İşleri Başkanlığının misyonu belirlenirken bu eksiklikler giderilir.


Ülkemizin dinî, siyasi, kültürel, ekonomik her türlü probleminin çözümünde…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


Buyurunuz.


MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - …ayrıcalığın her türlüsünün ortadan kaldırılmasını hedeflemiş, ön yargılardan uzaklaşmış, özgür, dinamik, gerçekçi düşünebilen, asrın imkânlarının tamamını kullanarak ülkemizin dinî ve millî problemlerini çözme imkân ve kabiliyetinde, iyi gelişmiş, inanan, dürüst ve gerçekçi, ülkesi ve ülkesinin bütün insanlarını hiçbir ayrıma tabi tutmadan öz varlığı gibi sevebilen, her türlü radikallikten uzak, dengeli, bilgisi ve becerisiyle halkı her konuda aydınlatabilen, hayatı ve yaşayışıyla insanlara örnek olan bir Diyanet teşkilatına ve onun kadrosuna her zamankinden daha fazla bugün de, yarın da, ilelebet ihtiyacımız var.


Bu kanun düzenlenmesinin milletimize, ilgili kurumlara hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Çiçek.


Şahsı adına Tekirdağ Milletvekili Necip Taylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)


Buyurunuz Sayın Taylan.


NECİP TAYLAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Çıkacak olan Diyanet yasasıyla ilgili kişisel konuşmamı yapıyorum. Süre kısa, olaya biraz farklı bakmak istiyorum. Biraz da bu benim mesleğimle alakalı. Yani sadece, Diyanet kuruluşunun, Diyanet teşkilatının rakamları, bütçesi ve birkaç defa olan önemli değişiklik, anayasal bir kurum olduğu meselesi zaten hep söylendi. Ancak biraz farklı yönden görmemiz gereken bir konu var, ben kısaca onu toparlamaya uğraşacağım.


Ülkemizde din konusu, bir manada, şu anlaşamadığımız, bir türlü bir araya gelemediğimiz terör problemi gibi bir problem olarak maalesef ortada duruyor. Bunun sebebi, başta, birinci derecede sebebi, dine ve dindarlığa… Bunlar farklı şeyler. Din, sosyal tarafı olan, toplumu ilgilendiren, yani bir manada özel bir bilimi, yani din sosyolojisini ilgilendiren bir konu. Dindarlık, o da ayrı bir şey, bireyi ilgilendiren ve onun için de ayrı bir bilim dalı, din psikolojisi. Bunlar birer bilim meselesi, ilim meselesi.


Şimdi, ülkemizde en çok tartışılan konu, belki şimdiden sonra daha da tartışılacak konu, din konusudur; tabii, buna bağlı olarak laiklik meselesi. Şimdi, sıkıntı nereden kaynaklanıyor birinci derecede? Çok çok duyuyoruz, bir "aydınlanma" sözüdür duyuyoruz. "Türkiye aydınlanmasını tamamlayamadı, onun için Türkiye'de din ve dindarlık bir problem." deniyor. Bu bana göre çok saçma bir söz. Aydınlanma gökten gelecek bir şey değildir, aydınlanma çok farklı bir şey. "Aydınlanma" dediğimiz kavram, tarihî süreç


54







içerisinde 18'inci yüzyılın kavramıdır ve evet, aydınlanma önemlidir. 18'inci yüzyıl, aynı zamanda aydınlanmayla beraber din ile toplumun ilişkilerinin gözden geçirilip laiklik sisteminin kurulduğu yüzyıldır, laikliğin temellendirildiği yüzyıldır.


Efendim, aynı şeyi, konfeksiyon elbise gibi aynı şeyi getirip bize uygulamaya kalktığınızda önermelerimiz isabetli olmuyor, neden olmuyor? Batı dünyası Hristiyanlıkla, Batı diniyle, Hristiyan dünyasındaki -dünyadaki- efendim, düşünce-din, felsefe-din, toplum-din ilişkilerini aynen getirip ülkemize uygulamaya kalkarsak yani bu süreci yaşamadan, bu süreci, efendim, sürecin bedelini ödemeden, biz aynen Batılı normları getirmeye kalkarsak burada varacağımız sonuçlar isabetli olmayacaktır değerli milletvekilleri. Biz, bir anlamda laikliği bir şablon olarak aldık ve onun için üzerinde de durmadık şimdiye kadar ve ideolojik baktık, problem buradan kaynaklandı hep, ideolojik. Dünya görüşü bir kişinin, herhangi birinin dünya görüşü neyse, felsefesi neyse bunu aynen alıp dine de uygulamaya kalktı, dini de o şablonun içine oturtmaya kalktı. Onun için bir türlü din konusunda maalesef anlaşamadık ve yaklaşık doksan yıllık cumhuriyet tarihimizde en çok enerji tükettiğimiz konulardan bir tanesi de maalesef -belki en çoğu- bu laiklik meselesidir. Laiklik konusunda da henüz anlaşmış değiliz bu toplumda, ne yazık ki anlaşmış değiliz. Neden anlaşamıyoruz? Sebebi de çok basit: Dinin bir bireysel yönü var, bir de toplumsal yönü var. Çok zaman bunları birbirinden ayırmadan dinin bireysel yönüne de biz farklı bakıyoruz. Baktık şimdiye kadar, baktık. Hatırlarsınız 60'lı yılları yaşı müsait olanlar, efendim bir evde toplanıp bir şeyler, Kur'an okuyanlar bile sıkıntıya girmişti. Ben hatırlıyorum, o zamanlar öğrenciydim. Böyle durumlar oldu. Sebep: Dinin bireysel yönüyle toplumsal yönünü birbirine karıştırmaktan oldu bu. Onun için, biraz da bu konuya, Diyanet meselesine, Türkiye'deki dindarlığa birazda bilimsel bakmak gerekiyor galiba. Galibası fazla, bilimsel bakmak gerekiyor. İdeolojileri bir tarafa terk edip, dünya görüşlerini bir tarafa bırakıp bu konuda anlaşmamız gerekiyor.


Dikkat edersek Türkiye'de siyasi partiler kendilerini belirlerken önemli ölçüde din üzerinden birtakım atıflar, referanslar yaparak belirlemeye uğraşıyor ve neticede siyaset bunu yapınca tabanda halk, insanımız ister istemez ayrışıyor: Laik-antilaik, din düşmanı-din taraftarı, dindar ve dindar olmayan. Bu ayrışmanın, tabanda bu ayrışmanın sıkıntısı esasen siyasetin buraya referans olarak kullanılmasıdır.


Şimdi, hep söylüyoruz: Dini siyasete karıştırmayalım. Evet, temel ilke, hepimiz buna evet diyoruz. Din siyasete karışmayacak kesinlikle. Camiye siyaseti sokmayacağız. Bu konuda müttefikiz, bu konuda kimsenin farklı düşündüğü yok. Ancak, burada din algısı, din hakkındaki bizim dünya görüşümüz sebebiyle biz yine maalesef şeyden kurtulamıyoruz, din üzerindeki yargılarımızdan kurtulamıyoruz. O bakımdan, artık bu din meselesini -Diyanet bir kurum, ayrı bir şey- bilimsel ölçülerle, üst düzeyde, derli toplu, bunun üzerinde bir konsensüs, bir anlaşmayla, bir neticeye varıp siyasi partilerimizin de dine bakışı konusunda bir ittifak olması gerektiği zamanı geldi geçti çünkü çok fazla enerji harcadık, çok fazla bu ülkede efendim, vaktimiz gitti, toplumu ayrıştırdık, buna bir son vermenin zamanı herhâlde geldi.


Şimdi, ülkemizde dinin bir gelişimi var, bir tarihi var. Din, bizim geçmiş devletimizin çok önemli bir unsuruydu. Bunda detaya girmek istemiyorum fakat önemli bir kırılma dönemi, çok önemli bir değişim dönemi, malum 19'uncu yüzyıl, yani bu problemi, bu sorunu, sıkıntıyı biz cumhuriyetle beraber yaşamadık sadece. İyi takip edenler bilirler, daha 19'uncu yüzyılda, ki bunun yaklaşık Tanzimat falandır kırılma zamanı, Tanzimat'tan sonra bu ülkede, bugünküne benzer birtakım tartışmalar başladı. 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında çok ciddi sıkıntılar çekti bu toplum. Henüz o zaman laiklik bir mesele olarak ortaya konmamıştı. Toplum laik… Yani düzen, sistem, hukuk, devlet nizamı, laiklik meselesi söz konusu değildi ama buna rağmen çok ciddi tartışmalar oldu 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında. Sebep? Sebep yine, dünya görüşü, felsefesi, insanların dünyaya bakışı, dünya görüşleri belirliyordu dindarlıklarını da dine bakışlarını. Daha o zamandan başladı ve biz bu konuda, yeterli fikrî, zihnî hazırlığı yapmadan, yapamadan, maalesef yapamadık bu hazırlığı ve yepyeni bir efendim, din algısıyla karşılaştık 20'nci yüzyılın ilk çeyreğinde. Bu hazırlığı yapamadık, zihnî hazırlığımızı yapamadık.


Efendim, bu konuda yeterli önderimizi yetiştiremedik, yeterli düşünce adamlarımızı yetiştiremedik, tartışamadık, yine o zaman da…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


Buyurunuz.


NECİP TAYLAN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.


Şimdi, vakit çok kısa, yapılacak bir iş yok artık. Ya bırakın, geçmişte olan oldu, efendim, sıkıntılar çektik, pek çok enerji harcadık. Bugün yapılması gereken bir iki husus var, kısaca söyleyip bitiriyorum.


Efendim, birincisi, bir defa din ve dindarlık meselesinin bir bilim işi olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. İki tane koskoca bilim dalı var: Din psikolojisi, din sosyolojisi, daha ötekiler de var, tarihi var, antropolojisi var, şusu var, busu var geçin ama bu iki bilim… Bir defa dine, dindarlığa bilim olarak bakmamız lazım birincisi.


55







İkincisi, değerli milletvekilleri, dinin eğitiminin çok dikkatli yapılması gerekiyor. Bu konuda da iki husus var. Biri bunun ülkemizde bir gerçek, Kur'an kursları. Aileler işte geldi, yaz Kur'an kursları diyoruz, çocuklar okutulacak, camilere gidecekler, din kültürü verilecek, biri bu. Bu biraz özel ama esas genel olanını Diyanet üstlendi bu işin.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.


NECİP TAYLAN (Devamla) - Bitirdim Sayın Başkanım.


Diyanetin yaptığı buradaki misyon, üstlendiği misyon bir kitle eğitimidir, bir toplumsal eğitimdir. Az önce Değerli Konuşmacımızın, Mehmet Bey'in söylediği gibi, bir cuma namazında, bir bayram namazında efendim, milyonlarca insan bu ülkede vatanın birliği, bütünlüğü için dua ediyor ve amin diyor. Buna çok dikkat etmek gerekiyor. Evet, vatanın birliği ve bütünlüğü için, ordumuzun efendim, başarısı için dua ediliyor ve amin deniliyor.


ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - Tek taraflı konuşuyorsun, kendi ideolojini anlatıyorsun.


NECİP TAYLAN (Devamla) - Bu sebeple efendim, bu konuya biraz daha farklı bakmak gerektiğini düşünüyorum, hepimize saygılar sunuyorum. Diyanet Yasası'nın da ülkemize tartışmasız bir gelecek temin etmesini temenni ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Taylan.


MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkanım, çok kısa bir açıklamam olacak.


BAŞKAN - Sayın İnce, 60'a göre.


Buyurunuz Sayın İnce.


MUHARREM İNCE (Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.


Sayın Milletvekili dinin siyasete alet edilmemesi konusunda görüş birliği içerisinde olduğumuzu söyledi, ben de katılıyorum, doğru.


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Bireysel olarak söyledi.


MUHARREM İNCE (Yalova) - Bireysel olarak söyledi.


Ama, ben şunu merak ediyorum: Diyanet İşleri Başkanlığı namaz, oruç, zekât, aklınıza gelebilecek bütün toplumsal olaylar, ne geliyorsa, her konuda görüş bildiriyor. Ben, şu ana kadar Diyanet İşleri Başkanlığının dinin siyasete alet edilmemesi konusunda herhangi bir görüşüne rastlamadım. Ben mi eksiğim? Eksiğim varsa, Sayın Bakan bunu düzeltsin. Diyanet İşleri Başkanlığının dinin siyasete alet edilmemesi konusunda da açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum.


Bir başka şey, yine Sayın Milletvekili "Din konusunda, laiklik konusunda anlaşamıyoruz." dedi. Bence dindarlarla anlaşıyoruz. Dindarlarla bu toplumun bütün katmanlarının hiçbir sorunu yok. Dindarlarla hiç kimsenin problemi yok. Bizim derdimiz, dindar geçinenler ve dinden geçinenlerle.


Teşekkür ederim Sayın Başkanım.


BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın İnce.


- Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu'nun; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/833, 1/162, 2/443) (S. Sayısı: 507) -----(Devam)


BAŞKAN - Hükûmet adına Sayın Çelik konuşacaktır.


Buyurunuz Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizi, toplumumuzu ve Orta Asya'dan Balkanlara, Kıta Avrupası'ndan Japonya'ya ve Amerika Birleşik Devletlerinden Avustralya'ya kadar çok geniş bir coğrafyayı yakından ilgilendiren, Diyanet İşleri Başkanlığımızın ve tüm mensuplarının otuz yılı aşkın bir süredir beklediği son derece önemli bir tasarının görüşmelerine başlamış bulunuyoruz. Öncelikle, bugün tüm milletimiz için ve özellikle de Diyanet teşkilat mensuplarımız için son derece önemli günlerden biri. Bildiğiniz gibi, 1924 yılında kurulan, 1935 yılında ilk düzenlemelerine kavuşan, yapılan, gerçekleştirilen ve 1965 yılında kapsamlı bir düzenlemeye kavuşan Diyanet Teşkilatı Yasa'mız aslında otuz bir yıldır ikincil mevzuatla idare edilen bir konumda idi. Bugün 2010 ve 2010 yılında 23'üncü Dönem Parlamentosu, hepimiz birlikte milletimizin beklediği, Diyanet teşkilatının beklediği bu yasayı birlikte gerçekleştiriyoruz.


Öncelikle, bu tasarının olgunlaşmasına emeği geçen AK PARTİ öncesindeki tüm bakanlara, tüm Diyanet İşleri başkanlarına ve AK PARTİ iktidar olduğu dönemde bu görevi üstlenen çok değerli


56







Devlet Bakanımız Mehmet Aydın Bey'e, Said Yazıcıoğlu Bey'e, Plan ve Bütçe Alt Komisyonu Başkan ve üyelerine, ayrıca Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine, Diyanet İşleri Başkanlığımıza, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı mensuplarına, hasılı emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyorum.


Değerli milletvekilleri, az önce de ifade edildiği gibi, cumhuriyetimizle yaşıt en eski ve en köklü kuruluşlarımızdan biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı 1924 yılında kuruldu ve 429 sayılı Şer'iye ve Evkaf ve Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletlerinin İlgasına Dair Kanun'un 1'inci maddesiyle getirilen "Türkiye Cumhuriyetinde muâmelatı nâsa dair olan ahkamın teşri ve infazı Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun teşkil ettiği Hükümete ait olup dini İslamın bundan maâdâ îtikâdât ve ibâdâta dair bütün ahkam ve mesâlihinin tedviri ve müessesâtı diniyenin idaresi için Cumhuriyetin makarrında bir Diyanet İşleri Reisliği makamı tesis edilmiştir." hükmünün, cumhuriyetimizi kuran iradenin Diyanet İşleri Başkanlığına atfettiği önem ve yüklediği görevi açıkça ortaya koyması açısından son derece önemli olduğu inancı içerisindeyim.


Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili çok farklı görüşler, farklı değerlendirmeler, farklı söylemler, özellikle son günlerde de ifade ediliyor. Bu çerçevede şunu ifade etmek isterim: Diyanet İşleri Başkanlığı, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş ve özgün yapısını tamamlayan bir cumhuriyet kurumudur. Bize düşen görevler var tabii ve bizim de hep birlikte belirlediğimiz bu alanda hedefler var: 21'inci yüzyılın Türkiye Cumhuriyeti'ne yaraşır, bütün kesimleri kuşatan bir kurum hâline dönüştürmektir Diyanet İşleri Başkanlığını. Türkiye'den beklentisi olan -yalnız ülkemiz açısından değil, Diyanet İşleri Başkanlığı, biraz sonra da ifade edeceğim gibi, seksen bir ülkeye yayılmış, hizmetleriyle ün salmış, önemli kurumlarımızdan bir tanesi- tüm Türk ve İslam dünyasına da model olacak bir teşkilat hâline Diyanet İşleri Başkanlığımızı dönüştürme hedefi, çabası ve gayreti içerisindeyiz.


Değerli milletvekilleri, 429 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra, 1935 yılında yeniden bir dizayna ihtiyaç duyulmuş, yeniden dizayn edilmiş ve 1965 yılına kadar, ağırlıklı, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığının görevleri meselesi ikincil mevzuata atfedilmiş, ikincil mevzuat çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanı görevlerini sürdürmüş. Burada doğan ihtiyaca binaen Yasa 1965 yılında tekrar ele alınıyor ve 1965 yılında 633 sayılı Yasa yürürlüğe giriyor, Parlamento bunu kabul ediyor, onaylanıyor ve 1975 yılına kadar bu şekilde geliniyor. 1975 yılında yine ihtiyaç duyulması neticesinde 633 sayılı Yasa'da bazı değişiklikler yapılıyor.


O esnada Cumhurbaşkanlığı makamı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında yaşanan tartışma… Tartışmanın konusu şu: Cumhurbaşkanı, yasaların ikinci kez görüşülmesi konusunu… Yani "Yasaları ikinci kez görüşülmek üzere Meclise gönderir mi göndermez mi?" tartışması yapılıyor. O tartışma neticesinde, Cumhurbaşkanlığının görüşü gönderebileceği, yüce Meclisin görüşü ise gönderemeyeceği istikametinde gelişiyor ve Meclis, görüşülmemesi istikametindeki yazısını makama gönderip yasanın yayınlanmasını sağlıyor. Cumhurbaşkanı da o süreçte yasayı Anayasa Mahkemesine götürüyor ve yasa, biçim açısından iptal ediliyor. Yani, "Cumhurbaşkanı ikinci kez görüşülmek üzere bu yasayı Meclise gönderebilir." düşüncesini Anayasa Mahkemesi haklı buluyor ve biçim açısından iptal ediyor. Yani, yasanın özü itibarıyla bir değerlendirme neticesinde bir iptal söz konusu değil. Yasa, biçim açısından -anlattığım olay çerçevesinde- iptal ediliyor ve bir yıllık bir süre veriyor. Bir yıllık süre içerisinde bu konunun görüşülmesi…


MUHARREM İNCE (Yalova) - Hangi yıl Sayın Başkan?


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Tabii, ihtilal süreci, 79 yılı ihtilal süreci geliyor. Bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar veriyor Anayasa Mahkemesi. İşte o bir yıl, bugünkü gün oluyor yani tam otuz bir yıl geçmiş oluyor değerli milletvekili arkadaşlarım.


Böyle önemli bir düzenlemeyi bugün birlikte gerçekleştiriyoruz. Söyleyeceğim çok şey var ama zamanı da dikkate alarak burada ifade edilen bazı konulara öncelikle değinmek istiyorum:


Onlardan biri: Avrupa Birliğiyle din-devlet ilişkileri konusu ele alındı, dile getirildi. Öncelikle şunu ifade edeyim: İngiltere'de kral veya kraliçe kilisenin başıdır. Danimarka'da Kilise Bakanlığı bulunmaktadır. Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığının yani diyanetin kamusallığı din hizmetini herkese taşıma görevi vardır. Ayrıca, Avrupa AB Anayasası'nın 52'nci maddesi her üye ülkenin dinî kurumlarını kendi tarihî gelenek ve yorumuna bırakmıştır.


İkinci olarak Avrupa ülkelerinde dinî kurumların devletle daha kapsamlı bir ilişki içinde olduğunu müşahede ediyoruz, görüyoruz.


Üçüncü olarak da Almanya'da kilise çalışanlarının sayısının 1 milyon civarında olduğunu da yüce heyetle paylaşmak istiyorum.


Değerli milletvekilleri yine burada birçok konuya değinildi. Genel idare hizmetleri sınıfındaki din hizmetleri sınıfına ödenen yüzde 25'lik miktar, komisyonda bütün gruplarla birlikte yaptığımız değerlendirme neticesinde yüzde 50'ye çıkarılmıştır.


MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bütün gruplar "yüzde 35" demişti Sayın Bakanım, AKP Grubunun…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Yaptığımız değerlendirmelerde yüzde 25'lik miktar yüzde 50'ye çıkarılmıştır. Tabii, arkadaşlar yani ben sizlere teşekkür ediyorum ne komisyonda ne Genel Kurulda bunu bir politik malzeme hâline getirmedik. Devletimizin imkânları ortadadır ve


57







Diyanet camiamızın talepleri ortadadır, her alanda özlük haklarıyla ilgili çok ciddi iyileştirmeler gerçekleştirildi. Bunu birlikte yaptık. Onun için ben sizlere de teşekkür ediyorum. 135 liralık bir ek ödeme imkânı sağlandığını burada ifade etmek istiyorum.


Hutbelerle ilgili bazı konulara değinildi. Merkezî hutbe yazımının üç yıl önce kaldırıldığını yine belirtmemde yarar var diye düşünüyorum.


Sayın Hamzaçebi önemli konulara burada temas etti. Şu şekilde ifade edebilirim: "Diyanet İşleri Başkanlığı ahlaka vurgu yapmıyor." gibi bir yanlış anlaşılmanın, yani onu kastederek söylediği inancında değilim ama Diyanet İşleri Başkanlığının bütün dönemler itibarıyla…


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Ahlakı tartışmadı, belki iyi ahlak demiştir.


ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - "İslam Dini, iyi ahlak dini." dedi Sayın Bakan.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Hayır, böyle bir anlaşılma olmasın diyorum. İfadesi de o değildi, niyeti de o değildi ama böyle bir sanki Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda bir zaaf içinde gibi bir anlaşılma oldu. Onu kendi adına da, kendi adıma da söylüyorum, böyle bir niyeti de yok zaten Sayın Hamzaçebi'nin. Çok ciddi bir şekilde bu konuya vurgu yaptığını belirtmek istiyorum. Özellikle doğru bilgiye dayalı ahlak eksenli dindarlık konusu üzerinde Diyanet İşleri Başkanı yoğun bir gayret ve çaba sergilemektedir. Mükemmel midir bu? Bu yönüyle bir eleştiri varsa, bunun mükemmel olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu konuların gündeme getirilmesinden de son derece memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Belki iyi ahlak demiştir Sayın Bakan.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - …ve hassasiyetle geliştirilmesi, üzerinde durulması açısından bunu ifade ediyorum.


Son yedi yılda yapılan yayınlar, inanın, mukayese etmenizi istiyorum, yetmiş yılda yapılan yayınlar mesabesindedir. Yani burada nasıl bir yol izlediğini, nasıl bir çaba sarf edildiğini, nasıl bir emek sarf edildiğini belirtmek açısından yararlı olduğu inancındayım. Milletimizin nezdinde Diyanet İşleri Başkanlığının itibarı artmıştır. Uluslararası arenada da danışılan, müracaat edilen en önemli kurumlardan bir tanesidir. Avrasya şûraları, Afrika dinî liderleriyle yapılan toplantılar, Balkan müftüleriyle yapılan periyodik toplantılar, hatta Avrupa dinî liderlerle yapılan toplantılar dikkate alındığı zaman, Diyanet İşleri Başkanlığının geldiği nokta, ufuk açısından, olaylara bakışı noktasında son derece önemli gelişmeler katetmiştir.


2002 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı 28 ülkede bu hizmetlerini sürdürürken, bugün birçok topluluk ve ülke bazında 81'e bu rakamın ulaştığını da belirtmemde yarar var. Tabii ki, inanıyorum, hangi iktidar olsa, Türkiye'nin en önemli kurumlarından bir tanesinin nasıl geçmişte sayısının 28'e çıkarılması konusunda bir gayret sarf edilmişse, 81'lere, 101'lere çıkarılması konusunda herkes aynı gayreti gösterecekti ama bu, bizim iktidarımız dönemine kısmet olmuş. Bunu söylüyoruz. Umuyorum ki herkes aynı çabayı gelecek dönemlerde de gösterir.


Vekil imamların kadroya alınmasıyla ilgili burada talepte bulunuldu. Bunları da komisyonda tartıştık. Bir önergeyle, inanıyorum ki, hepimizin ve özellikle vekil imam kardeşlerimizin beklediği bu soru da cevabını bulacak. 2005 yılından sonra altı aylık bir süre vekil imamlık yapmış din görevlilerimiz, altı aylık süre içerisinde yapacakları müracaatlar neticesinde, böyle bir imkânı yüce Meclisin kabul etmesi hâlinde gerçekleşmiş olacak.


Ayrıca, 2010 yılı içinde yasayla tanınan, yasayla elde edilen 9.882 kadronun 5 binine de açıktan atama imkânı getiriyoruz. Bu da komisyonda kabul edilmiş idi. Genel Kuruldan geçince, yasa yürürlüğe girince 5 bin kadroyu da alma imkânımız olacak. Bunun önemini de arkadaşlarımız belirttiler, son derece önemlidir. 11 bin civarında bugün camilerimizin görevlisinin, kadrolu görevlisinin olmadığı dikkate alınırsa bu hizmetlerin önemi ve nasıl verilmesi gerektiği konusundaki bilincin yüce Meclis ve milletimiz tarafından takdir edileceği inancındayım.


Tasarı hazırlanırken tüm kesimlerin görüşleri alınmıştır. Yıllardır aslında bu yasa -otuz bir yıldır- hazırlanıyor ve bugün huzurlarınıza gelmiş bulunuyor, bunda da bir eksiklik olduğu kanaatinde değilim.


Din Şûrası -Mehmet Bey burada ifade ettiler- belli periyotlarda toplanıyor. Dördüncü Din Şûrası toplandı ve gündemi "Sosyal Hayat ve Din" idi. Bu konunun uzmanları günlerce bu konuyu tartışıyorlar, bunlar bir eser olarak da daha sonra milletimize kazandırılıyor. Önümüzdeki süreç içerisinde öne çıkan konular yine bu Şûra tarafından tartışılacak ve milletimize bu bilgiler emanet edilecektir.


MEHMET GÜNAL (Antalya) - Biz, böyle geniş tartışılsaydı dedik Sayın Bakan, şûra yapılmıyor demedik.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Evet, Diyanet Akademisi fikri bizim tarafımızdan da uygun bulunan bir görüştür. İhtisas merkezleri şu anda kuruyoruz, yedi ihtisas merkezî, yedi bölgede düşünüyoruz, bu son derece önemli. Bunun bir akademi şeklinde ele alınmasını tabii ki uygun buluyoruz fakat kurumlar arası yaptığımız görüşmede bir mutabakat elde edilemediği için bu çerçevede kalmış bulunuyor.


Yine, önemine binaen bugün burada ifade edilen özellikle Alevilik konusu ve diyanet konusu ele alındı, bu konuyla ilgili de bir iki hususu belirtmek istiyorum.


58







Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi vatandaşlarımızın yaşadığı illerdeki bütün görevlileri Alevilik, Bektaşilik konusunda hizmet içi bir eğitime tabi tutuyor. Öteden beri, klasik, kulaktan duyma yapılan şikâyetlerin artık bugün olmadığını net bir şekilde ifade etmek istiyorum. Bu hassasiyetlerin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gözetildiğini belirtme açısından. İlk defa hutbelerde, vaazlarda ve televizyon programlarında konu bilimsel olarak ele alındı. 21 Alevi-Bektaşi klasiği yayınlandı ve Alevilik referans kaybından âdeta kurtuldu.


Bildiğiniz gibi, şifahi kültür hâlindeki Alevi-Bektaşi geleneği yazılı bir kültüre, olmasına rağmen, günümüze aktarılamadığı için dönüştürülememiş idi. Bu konuyla ilgili Alevi-Bektaşi klasikleri çerçevesinde Hacı Bektaşi Veli'nin eseri olan Makalât, Şerhi Besmele ve Velâyetnâme gibi eserler günümüz Türkçesine Diyanet teşkilatı tarafından kazandırılmasının yanında, Dilgüşâ, Cabbar Kulu, Dastanı İbrahim, Kitabı Dâr, Erkanname, Hızırname, İlmi Cavidan ve Sarayname gibi Alevi klasiklerinin günümüze kazandırılması konusunda da Diyanet İşleri Başkanlığımızın gayretleri, çabaları ortadadır. Bunların da takdirle karşılandığını ifade etmek istiyorum.


Şimdi, değerli arkadaşlar, Alevi çalıştayları ile Diyanet Teşkilat Yasası'nı tıpatıp mukayese etmeyi ben şahsen doğru bulmuyorum. Bu çalışma son derece önemli bir çalışmadır, otuz bir yıldır Türkiye'nin en önemli kurumlarından biri olan Diyanet teşkilatının ve teşkilat mensuplarının beklediği bir yasadır. Alevi çalıştayları ise uzunca yıllardır ihtilaf konusu olan bir konunun cumhuriyet tarihi değil, daha öncesinde de hiç ele alınmayan bir ihtilaf konusunun ilk kez devlet tarafından ele alınmasıdır.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - İlk kez devlet olarak ele aldık, taraflarla…


ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - Sonuçta bir şey yok ki! Hep konuşuluyor, icraat yok! Neye bağlandı?


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakınız, bu konu çok önemli bir konudur, sonucu da göreceksiniz.


…bir araya geldik, konuştuk, şimdi önümüzdeki haftalarda raporunu ve bütün konuşmacıların konuşmalarını içeren tutanakları, her şeyi sizinle paylaşacağız, size vereceğiz. Geldiğimiz noktada, bir; sembolik anlamda önem taşıyan Madımak Otelinin kamulaştırmasını gerçekleştirdik. 15 Temmuzda mal sahibi yargıya götürmüş konuyu, inanıyorum ki bedel artırımı olsa da olmasa da neyse o konu bitmiştir, kamulaştırılmıştır.


ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - Cemevleri ne oldu?


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin efendim.


İki: Çalıştaylarda çıkan önemli bir konu din kültürü ve ahlak bilgisi müfredatı konusudur. Şu anda Alevi'siyle, diğer kesimleriyle Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün başkanlığında müfredat çalışması, din kültürü-ahlak bilgisi öğretiminin nasıl olması gerektiğiyle ilgili çalışma şu anda devam ediyor ve önümüze bir metin gelecek. Bunu yine ilgili kesimlerle tartışıp, artık çocuklarımıza din…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkanım, müsaadenizle.


Şimdi bu konuyu da derli toplu bir şekilde ilgili taraflarla paylaşıp, bunun "Din Kültürü-Ahlak Bilgisi" kitabı olarak çocuklarımıza okutulmasını sağlayacağız.


Üçüncüsü, cemevlerinin statüsü konusudur. Çalıştaylarda statü verilmesi konusunda ittifak sağlanmıştır. Ama, ne olur, ülkemizin birliği, dirliği her şeyin önündedir. Bu konularda mümkün mertebe çok konuşmama, bu nazik konuyu hassas bir şekilde götürme çabası içerisindeyiz. Şu anda Hukuk Komisyonumuz Adalet Bakanlığı Müsteşarının Yardımcısının başkanlığında kuruldu.


Ve cemevinin statüsü nasıl olacak, mevzuatımızda nasıl yer almalı? Bakın ben Cumhuriyet Halk Partisinin programını da okudum bu konuda, sizin program da elimizde var. Yani burada toplumsal barışa katkı sağlayacak bir şekilde bu talebin, insan haklarına dayalı bu talebin yerine getirilmesi çabası, gayreti içerisindeyiz. Yani bugüne kadar hiç ele alınmayan bir konu çözüm aşamasına, çözüm virajını dönme noktasına gelmiş bulunuyor. Burada birkaç aylık, bir iki aylık bir tahammülü de ben sizden istirham ediyorum. Çıkacak olan neticeyi de sizlerle paylaşacağız.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Sayın Çelik, lütfen tamamlayınız.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Son, toparlıyorum Sayın Başkanım.


Onun için özellikle şunu söylüyorum: Geleceğin Türkiye'sinde Diyanet vizyonu, Diyanet Teşkilatı vizyonu ve tüm İslami yorumların bunun içinde yer alması konusu bugün açısından farklı bir konudur, gelecek açısından anlamlı bir konudur. Bunu bu şekilde kısa bir cümleyle ifade ediyorum ve son olarak şunu söylüyorum: Diyanet İşleri Başkanlığı Kurumu milletimizin doğumunda var, düğününde var, tasasında var, sevincinde var, şehidinde var, gazisinde var, istikbalinde var, bekasında var, nihayet cenazesinde var. Toplumsal kabul ve meşruiyetin en güçlü kurumu Diyanet İşleri Başkanlığıdır diye ifade ediyorum. Tekrar tüm teşkilat mensuplarına bu yasanın hayırlı olmasını diliyorum, milletimize hayırlı olmasını diliyorum, bütün partilerin bu bakış açısı ve bu katkılarından dolayı da


59







bütün siyasi partilere teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.


Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.


Kapanma Saati: 20.20


DÖRDÜNCÜ OTURUM


Açılma Saati: 20.38


BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU


KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)


______0______


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 124'üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.


507 sıra sayılı Teklif'in görüşmelerine devam edeceğiz.


Komisyon ve Hükûmet yerinde.


Şimdi, şahsı adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır konuşacaktır.


Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)


MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yorucu bir haftanın sonuna geldik. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu hafta iki önemli kanunun birini bitirdik, birine başlıyoruz. İkisi de teşkilatlandırma kanunu. Kuruluş ve görevlerle ilgili hukuk oluşturuyoruz.


Diyanet İşleri Başkanlığının önemini tüm konuşmacılar vurguladı. Gerçekten, ülkemiz ve insanımız açısından Diyanet İşleri Başkanlığı çok önemli görevler yapmaktadır. Olmazsa olmaz mahiyetinde bir fonksiyonun hem bireyin hem toplumun inanç dünyasını, inancını, ibadetini ve bu hizmetin karşılayacak olduğu alanları yöneten, bu konuda organizasyonu kuran, teşkilatları yöneten bir kuruluş olarak Diyanet İşleri Başkanlığı 1924 yılından bu yana cumhuriyetimizle yaşıt çok değerli bir kurumumuzdur.


Diyanet İşleri Başkanlığı -tüm anayasalarımızdaki yeri şu cümlelerle ifade edilmiştir- "Laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görev yapar." diye Anayasamızda çok önemli bir alanı belirlemiştir. Bana göre, bize göre burada iki önemli husus vardır. Tüm siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalmak, ama bunu yaparken din ve devlet işlerinin ayrı tutulması ilkesinin, yani laiklik ilkesinin, doğrultusunda böyle bir görevi yapmak ama bu görevi yaparken de milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaçlamak.


Değerli milletvekilleri, inanmak bireysel olarak her insanın en önemli hassasiyetidir. Eylemlerimizi belirleyen çok temel duygu inanmaktır. İnanç alanını, bu alana dönük hizmetleri programlayan, yöneten kurum olarak Diyanet İşleri teşkilatı bu toplumun ve bireyin en temel ihtiyacını, bu ihtiyacının karşılanmasını tanzim eden çok değerli bir kuruluştur, çok önemli bir fonksiyondur. Dolayısıyla biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Diyanet İşleri Başkanlığını çok önemsiyoruz, çok değer veriyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığında çalışan tüm çalışanları, hocalarımızı, görevlilerimizi, emeklerini çok değerli buluyoruz, onları her türlü takdirin üstünde tutuyoruz, onların toplum hayatında ve bireyin hayatındaki yerini biliyoruz, çok önemsiyoruz, onlarla ilgili bir yapının hukukunu oluştururken de çok dikkatli olmamız gerektiğini, çok üzerinde durmamız, düşünmemiz gerektiğini tekrar ifade ediyoruz.


Otuz bir yıldan bu yana, geç kalmış; maalesef, üzüntüyle ifade ediyorum, tüm hükûmetlerin, tüm Parlamento tarihinin bir eksiği olarak ifade ediyorum, 1979'dan bu yana Diyanet İşleri Başkanlığı bir hukuka dayalı olmadan yönetilmekte. "İkincil hukuk" dedi Sayın Bakan. Diyanet İşleri Başkanlığının temel fonksiyonlarını hukuklaştıran teşkilat yasasının 12 temel maddesini Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, bir yıl süre vermiş olmasına rağmen, otuz bir yıldan bu yana bu bir yıl tamamlanmadı ve bu teşkilat yasası maalesef çıkarılamadı, bugüne gelindi. Bugün, eksikliklerini ümit ederim ki burada tamamlarız ama sonuç olarak bir teşkilat yasasının çıkartılmış olmasını, tamamlanmış olmasını, buraya getirilmiş olmasını çok önemsiyorum. Buna karar veren iradeye ve katkı veren tüm emeklere Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok teşekkür ediyorum.


Bu kapsamda, bu anlamda, bu kanunun bir teşkilat kanunu olması açısından kapsayıcı olması gerektiği kanaatindeyim. Bu kanun teşkilatın tüm alanlarını ve verdiği hizmetin tüm yönlerini kapsayıcı olmalı. Bu kapsamada özellikle özlük hakları konusunda Sayın Bakan adaletli olmalı. Taşra teşkilatıyla merkez teşkilatı arasında özlük haklarında eğer bir adaletsizlik varsa inanç dünyasıyla ilgili bir hizmeti tanzim eden böyle bir kurumun hukukunda böyle bir adaletsizlik taşınamaz bir husus olur. Bu noktada şikâyetler var. Hazırlanılan bu tasarıda, bu kanun tasarısında adaleti bütünüyle temin etmediği yönünde teşkilatınızın içinden birimlerin şikâyeti var, bunu önergelerimizde, bunu maddelerin üzerinde, bölümlerin üzerindeki konuşmalarımızda ifade edeceğiz.


Bir başka husus, diyanet teşkilatı, Diyanet İşleri Başkanlığı bin dört yüz yıllık geleneğin devamını, onun hizmetini yürütüyor. Bu sürekliliği bozmamalı. Bir hukuk oluştururken, günümüzün şartlarına uygun bir hukuk oluşturmak gayesiyle yeni bir yapı kurulurken o geleneği bozmamalıyız.


60







Bir başka husus, müktesep mutlaka korunmalı. Bu hizmeti zor şartlarda bugüne kadar veren insanlar, bu konuda alın teri döken, emek veren insanların müktesebi korunmalı, yeni yapıya adapte etmeli, hizmetlerinin devamı temin edilmeli. Bu anlamda, işte, fahri öğreticiler, Kur'an kurslarının hocaları, 4/B'lilerin durumu, vekil imamların durumu mutlaka, mümkün olabildiği kadar tatmin edici ama mutlaka adaletli bir şekilde tanzim edilmeli. Otuz bir yıl beklemiş bir kanunu aceleye getirmememiz gerekiyor. Sayın Bakan dedi ki: "Tüm taraflarla uzun uzun konuştuk." Yeterince konuşulmadığı, özellikle diyanet teşkilatıyla ilgili, özellikle taşra teşkilatıyla ilgili olarak yeterince istişare edilmediği yönünde şikâyetler bulunmaktadır. Bunlarla, ümit ediyorum ki bu müzakereler sırasında eksik olan hususları burada tamamlarız.


Değerli milletvekilleri, din hizmetlerinin, inanç ve ibadet hizmetlerinin ve ahlaklı nesiller yetiştirilmesi hizmetlerinin değerini, önemini hep beraber burada ifade ettik ama bunu ifade ederken unutmayalım ki inanmak duygusu en büyük ortak paydamız. Bu ortak paydayı yaralayıcı, ayrıştırıcı bir hukuk da geliştirmemeliyiz. İnsanlar Yaradan'ın birleştirici ortak paydasında kendi inançlarıyla ilgili neye ihtiyaç duyuyorlarsa onu karşılamak mecburiyetindeyiz. Diyanet İşleri Başkanlığı İslam inancının ibadet, inanç ve ahlak kısmının hizmetini sunmakla görevli ama mümkün olabiliyorsa tüm inançların, tüm farklılıkların Yaradan ortak paydasında, inanmak ortak paydasında talebini, ihtiyacını karşılayacak bir hukuk geliştirmemiz lazım.


Ben Sayın Bakanın hassasiyetine katılıyorum. Bazı konularda acele etmemek, çok konuşmamak gerekiyor ama sorunları da sürekli erteleyerek, yok sayarak ve o ayrışmayı görmezlikten gelerek çok da doğruyu yapmış olmayız diye düşünüyorum.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.


Buyurunuz.


MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bunun için başladığınız ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak Sayın Genel Başkanın dört defa grup konuşmalarında ifade ettiği, teklif ettiği çözümleri de dikkate alarak başladığınız bu Alevi kurultayı, çalıştayı çalışmalarını sonuçlandırmalısınız ve her anlamda bir olduğumuz, beraber olduğumuz, kardeş olduğumuz, aynı Allah'ın yarattığı en şerefli varlıklar olarak bu coğrafyada birlikte yaşadığımız Alevi kardeşlerimizin Alevi inancına, Alevi İslam inancına bağlı kardeşlerimizin taleplerini de mutlaka Diyanet gibi yani inancın hukukunu, inanç hizmetlerinin hukukunu belirleyen bir yapıda yerini buldurmamız lazım.


Katılıyorum, acele etmeyelim. Üzerinde çok polemik yapmadan, hatta hiç siyaset yapmadan yani parti siyaseti yapmadan…


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Lütfen tamamlayınız sözlerinizi.


Buyurunuz.


MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …sabırla ama istişare ederek, doğruyu yaparak ama böyle bir temel yapı kurarken mutlaka onları da bu kapsayıcılığın içerisine alarak adaletli bir şekilde o hususun da tanziminde, düzenlenmesinde adım atmamız gerekir diye düşünüyorum.


Bu yasayı çok önemsiyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda iki grubu çok uzun müddetten bu yana çalıştırıyoruz. Sayın Bakan bu konunun taslağını bize getirdiği andan itibaren hem Plan Bütçe Komisyonunda hem onun dışında hocalardan gerek Meclis içerisinde milletvekili arkadaşlarımızdan gerekse dışarıdaki uzmanlardan, bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi ARGE'sinin hazırladığı yayınlardan da faydalanarak uzun bir çalışma yaptık. Ümit ediyoruz Sayın Bakan bir karşıtlık olarak algılamaz. Biz önergelerimizde, konuşmalarımızda bu kanuna katkı vermek istiyoruz. Bu kanunun mükemmel çıkması lazım.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Sayın Şandır, lütfen…


MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Sayın Başkanım, bitirdim…


Demin burada bir sayın milletvekili ifade etti "En fazla tartışılan, en fazla sorun alanı olan, en çok sorunun çıktığı bir konuda kanun çıkartıyoruz." dedi. Ben din, Diyanet İşlerinin "sorun" kelimesiyle anılmasını bir haksızlık olarak görüyorum. Yani biz birçok konuda tartışabiliriz ama inanç konusunda, din konusunda, özellikle de Diyanet konusunda hoca efendileri tartışarak, bu kurumu tartışarak biz bu kuruma çok da iyilik etmiş olmayız. Suhuletle, sabırla iyiyi, mükemmeli bulmak için burada karşılıklı katkı vermek niyetiyle, uzun tartışmalarla bu kanunun mükemmel bir şekilde çıkmasına katkı vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.


Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geçiyoruz.


Süremiz yirmi dakikadır.


Sayın Çalış, Sayın Asil, Sayın Bulut, Sayın Ağyüz, Sayın Yıldız, Sayın Çelik, Sayın Paksoy, Sayın Köse ve Sayın Baratalı sisteme girmişler.


Soruların birer dakika olduğunu tekrar yineliyorum.


Buyurunuz Sayın Çalış.


HASAN ÇALIŞ (Karaman) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.


61







Sayın Bakan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuzdan Kastamonu Milletvekilimiz Sayın Mehmet Serdaroğlu'nun vekil imamlara kadro verilmesiyle ilgili kanun teklifinin, görüşmekte olduğumuz tasarıda yerini bulmadığını görüyoruz. Görüşmekte olduğumuz bu kanuna ortak bir önerge ekleyerek vekil imam, fahri öğretici ve 4/B'li din görevlilerine kadro vermeyi düşünüyor musunuz?


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Çalış.


Sayın Asil…


BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.


Sayın Bakan, ilki 3-4 Haziran 2009'da Ankara'da başlayan Alevi açılımının, sanırım, yedinci çalıştay ile ilk etabı sona erdi. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk kültürüne ve millî kimliğe ve kardeşliğe büyük katkıları olacağına inandığımız çözüm çabalarına katkı sağlamak amacıyla değişik vesilelerle düşüncelerimizi ortaya koyduk. Çalıştaylarda Alevi kuruluşlarımızın görüş ve değerlendirmeleri ışığında ve hukukun içerisinde olgunlaşan mutabakat zemini oluştuğunu memnuniyetle gördük. Ancak bütün bunların tasarıya yansımadığını görüyoruz. Çalıştaylarda Alevi-İslam inancına mensup kardeşlerimizin sorunları ve beklentileri neler olmuştur? Bu sorunların çözümünde ve beklentilerin cevaplandırılmasında ne gibi çalışmalarınız olacaktır?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Asil.


Sayın Bulut…


AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Bakan, Devlet Memurlarının Şikâyet ve Müracaatları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde Türk Diyanet Vakıf Sendikası, Başkanlığınıza yazdığı yazılara cevap verilmemesi üzerine 12/11/2009 tarihinde 2825 sayılı yazı ile BİMER'e müracaat etmiştir. Şimdi, bu Yönetmelik'in 14'üncü maddesine göre cevap vermeyen görevlilerin, Devlet Memurları Kanunu'nun 125'inci maddesine göre disiplin cezası ile cezalandırılmaları gerekir. Bu konuda ne gibi bir çalışma yaptınız?


İkinci sorum: Balıkesir ilinde kaç cami vardır? Bu camilerin kaçında devletin, sizin resmî görevliniz yoktur?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bulut.


Sayın Ağyüz… Yok.


Sayın Yıldız…


HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.


Sayın Bakan, Hükûmetinizce dinler arası diyalog çalışmalarına destek verdiğiniz bilinmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı da buna maddi ve manevi katkı sağlamaktadır. "Hak geldi, batıl zail oldu." ayeti kerîmesi ile dinler arası diyaloğu nasıl izah etmektesiniz?


Ülkemizde değişik isimler adı altında misyonerlik faaliyetlerinin köylere kadar indiği günümüzde, vatandaşlarımızın dinî değerlerinin korunması ve yaşatılması için ne gibi tedbirler almaktasınız?


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Yıldız.


Sayın Çelik…


BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.


Ben de özellikle camilerimizin konumuyla ilgili, mimari durumuyla ilgili bir soru yöneltmek isterim. Türkiye'de camilerimizin özellikle çarşı içerisinde ve kent merkezinde olan camilerin uygun, ibadetin huşu içerisinde yapılmasına elverişsiz bir keşmekeş içerisinde olduğunu görüyoruz. Cenaze namazlarında dahi cenaze namazı kıldırılamayacak bir konumda olduklarını görüyoruz. Altları dükkân olarak açılıyor, kiraya verilen bölümleri oluyor. Bundan arındırılarak estetiğe ve mimariye uygun hâle mümkün olduğunca getirebilir miyiz camilerimizi? Birinci sorum bu.


İkincisi, yine karmaşa içerisinde cami yapımı için para toplanıyor. Bunun da sistematize edilmesi mümkün değil mi? Eski bir mülki amir olarak buna çözüm bulmanızı istiyorum.


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Çelik.


Sayın Paksoy…


MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.


Sayın Bakan, yıllarını bu kuruma veren ve yapmış oldukları çalışmalarla kurumu ve hizmetleri bugüne ulaştıran Diyanet çalışanlarının emeğinin yeteri kadar değerlendirilmediğini düşünüyorum. Hak ve adaleti tavsiye eden kurumda bu durumu emeğe saygı ve adaletle nasıl izah edersiniz? Durumunu iyileştirdiğinizi söylediğiniz personelin başka bir kurumda çalışan personel ile maaşını kıyaslar mısınız?


İkinci sorum: Sözleşmeli Kur'an kursu öğreticilerini kadroya almayı düşünüyor musunuz? Bu konuda hâlihazır bir çalışmanız var mıdır? Yoksa bu konuda bir çalışma yaparak ilerisi için söz konusu personele bir vaatte bulunur musunuz?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Paksoy.


62







Sayın Köse…


ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.


Sayın Bakan, ibadethanelerin elektrik borçları Diyanet İşleri Başkanlığınca ödeniyor. Bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen bir tasarıyla ibadethanelerin birikmiş elektrik borçları faizleriyle birlikte silindi. Cemevlerinin elektrik borçları bu kapsamda silinecek midir?


Sayın Bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Alevilikten bahsetmek elbette ki cesur ve olumlu bir adımdır, bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin Büyük Millet Meclisine çok teşekkür ediyorum.


Merak ettiğim bir soru var: Diyanet İşlerinin 100 bin civarında personeli var, bu personel arasında Sünni İslam inancının dışında, örneğin Alevi İslam inancını taşıyan kaç kişi çalışıyor? Bunu merak ediyorum.


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Köse.


Sayın Baratalı…


BÜLENT BARATLI (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.


Öncelikle AKP Grubu adına konuşan Sayın Milletvekilimiz Denizli, İzmir ve Samsun müftülerinden bahsetti Kurtuluş Savaşı'mıza destek veren, kendilerini yâd etti. Ben de onları yâd ediyorum ama tarihe not düşerken Dürrizade Abdullah Efendi'yi de unutmamak gerekiyor. Dürrizade Abdullah Efendi Atatürk ve millî mücadeleye katılanlar için idam fetvası veren bir şeyhülislamdır. Türkiye'de kalamamıştır. Rodos'a gitmiş ve daha sonra "Osmanlı'ya en büyük hatam kılıç çekmektir" diyen Şerif Hüseyin'e sığınmış ve Türkiye'ye gelememiştir. Bunu katkı için söylüyorum değerli arkadaşıma.


Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum: Sayın Bakan, 21'inci maddenin altıncı bölümünde din hizmetleri sınıfında, altıncı bölümde Diyanet İşleri Başkanlığı Dinî Yüksek İhtisas Merkezi Müdürüne de bir makam tazminatı veriyoruz. Bunu son derece olumlu olarak karşılıyorum ancak bunu yaparken Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter yardımcılarını devreden çıkarıyoruz. Bu kul hakkı yemek demek olmuyor mu Sayın Bakan? Kul hakkı gözetemiyoruz burada.


BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Baratalı.


Sayın Tan…


MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Başkanım bir açıklama getirebilir miyim?


AHMET TAN (İstanbul) - Efendim, İstanbul'da Zincirlikuyu Mezarlığı'nın girişinde bir ayeti kerîme yer alır. "Her canlı ölümü tadacaktır." diye. Bu ayeti kerîmenin çevirisinde bir eksiklik olduğu ifade edilmektedir. "Külli nefsin zaikatül mevt." "Bütün nefisler ölümü tadacaktır." diye. Bu çeviriyi Belediye mi yapmıştır, Diyanet İşleri mi yapmıştır? Bu çevirinin bir de altından yüz binlerce insan geçtiği dikkate alınırsa din psikolojisi açısından etkileri nedir?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tan.


Sayın Çiçek…


MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Sayın Başkanım, Sayın Baratalı'nın İstanbul'da Dürrizade'nin vermiş olduğu fetvayı hatırlatması üzerine söz almış bulunuyorum.


BAŞKAN - Soru-cevap için sisteme girdiniz efendim. Onun için söz vermedim size.


Buyurunuz.


MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının tarihin her döneminde hizmetlerinden bahsederken İstanbul'da Atatürk'le beraber ulemanın ve İstanbul'daki din görevlilerinin müşterek İstiklal Savaşı'nın hazırlanmasının planlarının hazırlandığını ifade etmiştim. Bu konuda belgeler Kasımpaşa'daki kayıkçı imalathanelerinde. İstanbul'un ileri gelen bütün ulemasının orada bulunduğunu daha sonra da Dürrizade'nin vermiş olduğu bu fetvanın İngilizlerin baskısı üzerine verildiğine dair İsmet Bozdağ'ın belgeleri yayınlanmış durumda.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Daha kötü olmuş o zaman.


MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Şunu söylemek istiyorum: İşgal dönemindeki olayları tarihî şahsiyetlerle bağlı hâle getirmemek lazım. Diyanet Teşkilatının, o günkü şeyhülislamlığın İstiklal Savaşı'nın hazırlanmasında fiilen orada olduğunu herkes biliyor. Dürrizade'yi de zaten bu konuda kimse tasvip etmemiştir.


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Ben de onu söyledim.


BAŞKAN - Anlaşılmıştır efendim.


Sayın Bakan, buyurunuz.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.


Şimdi, öncelikle bu BİMER'e yapılan bir müracaatla ilgili bir konu dile getirildi. Doğrusu ben bu konunun içeriğini bilemiyorum. Bu eğer tarafımıza iletilirse yazılı veya sözlü olarak bunun cevabını verebileceğimizi ifade ediyorum.


63







AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Tarih sayısını verdim.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Tamam, aldım yazılı olarak cevabını…


Balıkesir'de 1.424 imam hatip kadrosu var, 1.400'ü dolu, 24'ü boş. Zaten yasa bunu da karşılayacak şekilde düzenlemeler içeriyor.


Bu dinler arası diyalogla ilgili "Hak geldi batıl zail oldu." ayeti kerimesiyle mukayesesi nasıl yapıldı? Doğrusu, ben onu bilemiyorum.


MEHMET GÜNAL (Antalya) - Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Başkanı…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Hayır. Diyalog ve ayeti kerimenin içeriği, zail olan ve batıl olan şey belli. Semavi dinler aynı zamanda İslam'ın içinde olan dinlerdir. Orada "batıl" diye ifade edeceğimiz şeyden kastın ne olduğu gayet açıktır. Yani, siz bununla, öyle tahmin ediyorum ki, Hıristiyanlığı, Yahudiliği kastetmiyorsunuz.


MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Onlar da batıl.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Onun için, burada şunu ifade edebilirim: Başkanlık…


MEHMET GÜNAL (Antalya) - Tahrif edilmiş halleri batıl Sayın Bakan.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Tabii, bunlar ayrı tartışmalar. Yani, gelen son dinin İslam olduğu vurgusu orada vardır. Yoksa içeriğiyle ilgili diyalogla nasıl bağlantı kurulduğunu anlayamadığım için söylüyorum.


Başkanlık, dinlerle ilgili toplantılarda dinlerin teolojileri, inanç ve esaslarını değil, dinlerin toplumsal ve evrensel barışa katkısını değerlendirmektedir. Başkanlığın bakışı bu. Bu sebeple, daha önceleri kurulan Başkanlık bünyesindeki Dinler Arası Diyalog Müdürlüğü, bugün Dinler Arası İlişkiler Müdürlüğü olarak düzeltilmiş, değiştirilmiştir. Bunun belirtilmesinde yarar görüyorum.


MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) - Doğru mu sizce Sayın Bakan?


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Ben doğrusu, bu ayeti kerimeyle bahse konuyu bir arada tutmayı anlamakta zorlandığımı ifade ediyorum.


Bir diğer soru: "Her nefis ölümü tadacaktır." Mezarlıkta bir ayeti kerime sorusu vardı. Bunun, tabii belediyeye sorulması gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının görev alanları içerisinde bir alan değil mezarlıklar ama yani ilk bakışta da mezarlar, biliyorsunuz diriler ölüleri götürürler. Böyle bir ayeti kerimenin orada olmasının da ben doğrusu "Her nefis ölümü tadacaktır." anlamındaki ayeti kerime oraya uygun bir ayeti kerimedir. Herhâlde bu düşünülerek belediye mi yaptı, başkaları mı yaptı? Diyanet teşkilatının uhdesinde, görev alanında bir işlem olmadığını söylemeye çalışıyorum. Diğeri…


BAŞKAN - Tercümesinin yanlış olduğunu söyledi Sayın Bakan.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Ben onu anlayamadım.


AHMET TAN (İstanbul) - Tercümesinin…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - yani tercüme anlamının; tamam anladım.


BAŞKAN - Tercümesi yanlış diye söyledi.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Ben onu anlayamadım Sayın Başkanım. Eğer öyleyse…


BAŞKAN - Düzgün tercümesinin konulmasını talep etti.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Yani bu hassasiyetinize teşekkür ediyorum. Böyle bir durum söz konusu ise tabii ki, ilgili arkadaşlara gerekli talimatları bu akşamdan veririz. Böyle bir ayeti kerimenin yanlış aksetmesi gibi bir durum söz konusu olamaz.


Şimdi, bir diğer konu, işte efendim "Diyanette hangi inanca veya hangi mezhebe mensup insanlar var?" gibi bir soruyu, doğrusu böyle bir soruyu Diyanet sorumluları, yetkilileri eleman alımında sorma hakkına sahip değiller. Oradaki ana kriter Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bunun bilinmesinde yarar vardır. Ama Diyanetin kuşatıcılık yönünün de hele hele bu yasayla birlikte çok daha önemli noktalara taşındığını, hepimizin geleceğe dönük de çok sağlıklı bakışlar içerisinde olduğumuzu hepiniz ifade ettiniz.


Bir diğer soru; maaş kıyasında bulunuldu. Ek ödemeler alan kurumların dışında maaşlarda bir ciddi farklılığın olmadığını, bu düzenlemelerin ciddi anlamda bir eşitlik sağladığını Diyanet personeli açısından rahatlıkla söyleyebilirim.


Bu Alevi çalıştayı ile ilgili konuları tamamladık. Bununla ilgili komisyonlar çalışıyor. Grupları da bilgilendireceğimi ifade ediyorum, sizlerin de görüşlerinizi alarak birlikte, neticeye ortak bir şekilde gitmemizin yararını, önemini bir kez daha vurguluyorum.


Vekil imamlarla ilgili, yasada neden teklif yer almadı? Tabii, bu, ağırlıklı, Komisyondaki teknik bir çalışmanın ürünü, bizim bir dahlimiz söz konusu değildir. Fakat vekil imamların kadroya alınmasıyla ilgili, biz Hükûmet olarak bir irade ortaya koymuş bulunuyoruz. Yüce Meclisin de buna katkı sağlayacağı inancı içerisindeyim ve vekil imamları bu şekilde kadroya almış olacağız. Bunlar mesleki formasyon sınavı, yeterlik belgeleri olan insanlar, görevliler. Dolayısıyla bunların kadroya geçirilmesi bu anlamda mümkün olacaktır Meclisin kararı ile.


4/B'lilerle ilgili, az önce sayın grup başkan vekili arkadaşlarımız da ifade etmişlerdi, sormuşlardı. 15 bin civarında 4/B'li personel var. Yalnız, diyanet teşkilatında değil, birçok kurumda bu sözleşmeli personel statüsü söz konusu. Bunların tümünü kadroya geçirme durumu arzu edilebilir, bizim


64







tarafımızdan da arzu edilebilir. Bu teklifi de bu talebi de saygıyla karşılarız fakat gerçekleşmesi tabii ki maliyeyle olan müzakerelerimizde gündeme de alınmayan bir konudur, onu da açıkça ifade edeyim. Gerekçesini biliyorsunuz, rakamlar çok yüksek ve bu konuda bir uzlaşı sağlanamayacağı düşüncesiyle ele almış değiliz.


HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Misyonerlik faaliyetleri ile ilgili…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Genelde, burada ifade edilen sorular bu kadar.


ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) - Elektrik borçları Sayın Bakan…


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Bakan, büyükşehir belediyelerinin genel sekreter yardımcılarının…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Bir dakika, ben sorulara bakıyorum yani hepsini not ettim.


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Makam tazminatı kalkıyor yani burada bir kul hakkı gözetiniz…


BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - Belediyelerle…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Hangisi efendim?


MEHMET GÜNAL (Antalya) - Genel sekreter yardımcıları…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Belediyelerle ilgili…


Tabii, imar mevzuatında bundan sonra ibadethanelerin ne şekilde yapılacağı tanımlandı uzunca bir süredir ama daha önceleri, yıllardır yapılan ibadethanelerin, şehir içinde kalan ibadethanelerin çeşitli sosyal donatı alanlarında imkânlara sahip olmadıklarını biliyoruz. Bazı yerel yöneticilerin, bu alanları, bu ibadet merkezlerini, mekânlarını rahatlattıklarını görüyoruz, istimlakleri gerçekleştirerek. O şekilde bir rahatlama gerçekleşecek. Bunun dışındaki yeni alanlarla ilgili böyle bir sorun, yeni ibadet yerleriyle ilgili böyle bir sorun yaşanmadığını…


BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - "İmamevi" adı altında çok kötü yapılar var.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Çünkü imar mevzuatı çerçevesinde bunlar gerçekleştiriliyor ama özelde bahsettiğiniz yerler varsa…


BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - İyileştirilebilir mi mevcutlar?


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Tabii, iyileştirilebilecekse bu konuda katkılar sunulabilir.


Bu, su ve elektrik parası çok yoğun şekilde kullanılıyor. "Diyanetin bütçesinde ayrılmış çok cüzi bir miktar vardır yani camilerin elektrik ve su giderleri Diyanet tarafından karşılanıyor, bütçeden karşılanıyor." gibi bir yaklaşım doğru değil. Bunun rakamlarını size yazılı olarak verebiliriz. Ağırlıklı olarak dernekler tarafından karşılanıyor ve gitgide de geçmiş yıllara göre yoğun bir şekilde bu sivil örgütlere devrediliyor.


BAŞKAN - Süremiz doldu Sayın Bakan.


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Efendim, genel sekreter yardımcılarının makam tazminatı kaldı Sayın Bakan, büyükşehir belediyelerinin genel sekreter yardımcılarının.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Bunlar makam tazminatını başka yerden aldıkları için buraya yazılması uygun bulunmuş, teknik olarak arkadaşlar değerlendiriyorlar.


BÜLENT BARATALI (İzmir) - Cetvelden kalkıyor.


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Yazılı olarak bunu size cevaplandırabiliriz.


BAŞKAN - Sayın Bakan…


DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Bir de şunu söyleyerek kapatalım: Merkezdeki personelin ücretlerinin artırıldığı, taşradakiyle bir dengesizlik olduğu ifade edildi. Bu doğru değil. Statü değişikliğinden kaynaklanan merkezdeki ücretli artışlarını dikkate almak gerekiyor yani diyanet teşkilatında genel müdürlük yok. Şimdi, genel müdürlük olunca sanki merkezde ücret artışı varmış gibi görülüyor, değil. Bu adalet gözetilmiştir. Taşrada müftülerin 3.000 olan göstergesi 3.600'e çıkarılmıştır ama genel müdürlük olmadığı için şimdi 6.400 göstergeye 7 kişi atanıyor. Oraya baktığınız zaman sanki ücretler çok yükselmiş gibi görünüyor, böyle bir durum söz konusu değil. Genelde bir eşitlik var ama yasa maddeleri görüşülürken yapılacak düzenlemeler var, bizim de tekliflerimiz olacak, bunları rahat bir şekilde konuşabiliriz.


                                                           Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
23. Dönem 4. Yasama Yılı
125. Birleşim 29/Haziran/2010 Salı